Sen de fark ettin mi? Az, dedigin, küçücük bir
kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama
aralarinda koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker
teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…
Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…
Oğuz Atay niye öldü, biliyor musunuz? Kahrından! Peki, onu kim bu hale getirdi? Kim üzdü? Onun zamanında onu umursamamış olan herkes. Bana inanmıyorsanız, gidin bütün kitaplarını okuyun. Sonra da gidin hayatını okuyun!
İnsan, kendiyle meşgulken tam olarak yalnız kalmış sayılmıyor. Kendini bile düşünemeyecek haldeyse belki gerçek bir yalnızlıktan söz edilebilir o zaman.