Bütün büyük şiirlerde bulunan ele avuca sığmayan o uçucu şeyi bir türlü yakalayıp şiirine hapsedemedi. Varlığını sezdiği ve peşinden koştuğu, ama tutamadığı şey, şiirin zapt edilmez ruhuydu. Sıcacık bir parlaklıktı ona göre, peşinden koşturan ama hep erişebileceği noktanın ötesinde kalan ılık bir buğuydu; bazen küçük iplikçiklerin ucunu yakalamakla ödüllendiriliyor, bu iplikçikleri dokuyarak beyninde dönüp duran notalarda yankısını bulan ifadelere veya görülmemiş bir güzelliğin puslu esintisine kendini bırakmış zihnindeki görümlerin içinden salınarak geçen cümleciklere dönüştürdüğü bile oluyordu. Zor ve aldatıcıydı. Dudaklarından şiirli sözler dökme arzusuyla sancılandı, ama hayal gücünden yoksun alelade kelimelerden başka bir şey çıkaramadı ortaya.