Eski Dünya yalnız şiiriyle değil, bütün insan etkinlikleriyle topluluğu ve topluluğun sağlığını en ön sıraya koyuyordu. Bu tutum insanların bile isteye, planla ve tedbirle elde ettikleri bir sonuç değildi elbet. İnsanlar doğal tepkileriyle kuruyorlardı hayatlarını ve bu tür tepkileri gösterebilecek fızikî ortam içindeydiler. Yeni Dünya içinde kurumlar ön sırayı aldılar. Kilise, devlet, saray, banka kurumsal bütünlükleri içinde gerek dayanışarak gerek çatışarak toplum hayatının vazgeçilmez öğeleri oldular.
Bu ortamda şiiri bir edebiyat türü olarak görüyoruz.
Şair merak eder, araştırır ve sorar. Şiir dediğimiz araştırma ve sorgulama yolunun açılmasını gerekli ve zorunlu kılan ortam evrenin nesnel ve somut bir gerçeklik olarak insan teki için anlamını yitirdiği bir ortamdır. İnsan teki fiilen yürürlükte olan dünya düzeni ile, ilişkiler zinciri ile bağlantısını anlaşılır kılamamakta, dünyaya uyduğu zaman dünya görüşüne sırt çevirmek, dünya görüşüne sadık kaldığı zaman ise dünyadan kopmak zorunda kalmaktadır. Evrenin kavranılışı ile gerçek zıtlık içindedir.
Kapı eşiğine oturma cân.
Kelâm büyüklerinse vardır hikmeti.
Ya gel içeri ya bekle beni
Ama kalma eşikte, emi.
Sıkıca giyin, üşütme cân.
Aldanma yaza, güneşe.
Unutma, gökyüzü dost yele
Sen büyük sözü dinle.
Kapıyı çal, açan yoksa dön cân.
Beyhûde gölge etme.
Yüzünü görmek istemeyene
Varlığını yük eyleme.
Ağlayınca geçmeyecek cân.
Ama çöl etme gönlünü yine de.
Yağan yağmur gebe olsa da sele
Kuraklık kadar acı vermez tene.
Gönül eşiğine oturma cân.
Ya gir içeri, kurul köşene.
Ya beyhûde gölge etme.
Kelâm büyük yerden, dinle.
Üşüteceksin.
Etme...
Mina
...Hem eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa hergün biri kesilse, hakikat-ı Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem.