Bir pencere ardında seyrediyorum ömrü.
Vakitlerden akşam, hüzün kesiyor önümü.
Tam karşıda bir ağaç, yaprakları sarıyor göğü.
Ve dalında donuk bir kuş, bekliyor sanki ölümü.
Sesleniyor bana, kımıldamadan yerinden.
"Ağlama" diyor "Ağlama", en derinden.
Bir damla süzülse usulca gözlerimden,
Sanki gelip tutacak kanatlarıyla yüreğimden.
Derken bir yaprak çıkıyor sahneye.
Kuş sükûta bürünmüş, demiyor "Bu da ne?"
Sanki sonbaharlardan alışkın gitmelere.
Ve yaprak biraz daha sararıyor yere süzüldükçe.
Esen rüzgarı sorma, öfkeli yine birine.
Ağacın bir dalı kırılmış, kime ne?
Kuşa gelince, o sevdâlı sanki başka âlemlere.
Yel kımıldatamaz artık kanadını,fırtına bile gelse.
Güneş çoktan salmış Ay'a haberi.
"Ben gidiyorum, gel benden al beni."
Karanlık mı geldi, Güneş mi gitti?
Düşünmeye ne hâcet, gece biliyor gerçeği.
Vakitlerden kara, hüznün en sevdiği.
Ağlıyorum pencere önünde,kimse tutmuyor elimi.
Kim tutsun? Dalı kırık ağaç mı, karalara bürünen gece mi?
Kuş mu dedi biri? Dal kırıldı, o da bıraktı beklemeyi.
Mina