Sonra güldü. Bütün yüzüne yayılan, açık, temiz, yalansız bir gülüşle güldü. Eski bir dosta güler gibi güldü... Bir insanın diğer bi insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu? Ahbapça bir selam ve temiz bir gülüş... Ve ben bu anda başka hiçbir şey istemiyordum. Dünyanın en zengin adamıydım...
Kendimi bildim bileli kitaplarla çok içli dışlıydım, öyle çok kitap okurdum ki bazen gerçek hayattan soyutlanır ve o dünyalarda yaşamaya başladığımı hayal ederdim. Şiirlerin satır aralarına kalp kırıklıklarımı bırakır, romanların son sayfalarına gözyaşlarımı akıtırdım...
Yaşamak istiyorum... Kalp atışlarımı hızlandıran uzun araba yolculukları yapmak, ufukta güneşin battığı yabancı şehirlere gitmek istiyorum. Her gün sabah koşusuna çıkmak, en sevdiğim şarkıyı daha önce hiç dinlememişim gibi en baştan keşfetmek istiyorum. Bahçeme çiçekler ekmek, bir radyo programına konuk olmak, her gün hiç bilmediğim sokaklarda yürümek istiyorum. Sevdiğim insana yemekler yapmak, başarılı olmak, bir şeylere hayranlık duymak istiyorum. Bir gece bir nehirde yüzmek istiyorum, çırılçıplak yüzmek... Hayatımın sonuna kadar okuyacağım bir kitapla karşılaşmak, aklımı bulandıran düşüncelerim kadar karışık bir tablo yapmak, sade ve az eşyalı küçücük evde oturmak istiyorum. Tüm korkularımı yenmek, dalış yapmak, bir dağ evinde bir haftasonu geçirmek, kaçtığım her şeyle yüzleşmek istiyorum. Aşık olduğum insanla yaşlanmak, bir çocuk doğurmak istiyorum. Kuzey işıklarını görmek ve deniz kenarında uyumak istiyorum. Tenimin kırıştığını görmek, seksen yaşımda kendim için doğum günü pastası yapmak, insanların beni dinlemesini sağlamak istiyorum. Görmekten kaçtığım bir şeyi dövme yaptırmak, birine gitmesinden korkmadan sıkıca sarılarak uyumak, ellerin büyüsünü insanlara anlatmak ve sevilmek istiyorum.
Henüz ölmeden yaşamak istiyorum...
~ Lidya G.