İnsanın kendi yolunu bulmak için yola çıkışı, son nefesinden önce bunca zaman bir labirentin içinde kaybolduğunu fark etmesiyle son buluyorsa, hayat buysa; belki de kaybolduğunun bilincinde dolanıp durmak yabancı sokaklarda, o kadar da delilik değildir...
Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi...
"Yerini bulamama"nın azabını bütün teferruatıyla duymakta idi. Bu his herhangi bir işsizliğin verdiği can sıkıntısı ve ya endişeye benzemiyor, insanı gözle görülür bir şekilde eziyor ve yavaş-yavaş, hayatta lüzumsuz olduğu kanaatini uyandırıyordu. Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak... Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek... Nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz, karışık bir şekilde hissetmek... Bu, uzun zaman dayanılır şeylerden değildi...