Hükümlüler yeni gelenlere soğuk soğuk baktılar. Çünkü her yere acele uyum sağlamak ve kısa süreli bir yerde bile olsa kendinin olan bir evdeymiş gibi duygu taşımak insan doğasına özgü bir garipliktir. Daha önce gelenler de, nemli ve küflü bodrumu, kokmuş ot çuvalını, ateşin çevresindeki yeri istemeyerek kendi mülkleri olarak gördüler. Yeni gelenlerin hepsi onlara istenmeyen değersiz sığıntılar gibi göründü. Sonradan getirilenler de, ölüm saatinin yaklaştığı bir anda ne kadar anlamsız olsa da, kendilerinden öncekilerin soğuk davranışını açıkça fark etmiş olacaklar ki -bu da garip- kader ortaklarıyla ne selamlaştılar ne de konuştular; masada ve otların üstünde yer istemediler, ses çıkarmadan ve surat asarak bir köşeye sıkıştılar. Daha önce üzerlerine acımasızca çöken sessizlik, şimdi de anlamsız bir meydan okuma duygusunun gerginliğiyle daha sıkıcı hale dönüştü.
İkisi birden yine güldü. Sağlıklı bir yaşamın bu tam anlamıyla coşkun gülüşünde hiçbir kötülük yoktu ama Berger'in yüreğini kamçılanmış gibi yaktı. Uzaklarda olmak, binlerce, on binlerce mil uzaklarda olmak istedi. Ya da uyumak. Ya da onlar gibi neşeli olabilmek. Hiçbir şey konuşmadan böyle oturmamalı. Böyle donuk ve tutuk, böyle çocuksu ve şaşkın acınacak halde olmamalı.