Yine kahramanları çocuk olup hitap ettiği kesimin daha çok yetişkinler olduğu bir kitap ile karşı karşıyayız. Kitabı bitirdikten sonra kitaba "Sineklerin Tanrısı" değil de Nietchze'nin " İyilik ve Kötülük Üzerine" kitabının isminin verilmiş olmasını çok istedim. Çünkü iyilik ve kötülük kavramları o kadar lanse edilmiş ki kitabın isminin bu kavramlardan oluşması gerektiğini düşünüyorsunuz.
Adaya düşmüş çocukların kendi aralarında çocukça kurallarla ilk başta güzel başlattıkları bir serüvenin zamanla anlaşmazlıklar yaşayarak nasıl çekilmez hale getirdiklerini gözlüyorsunuz. Aralarındaki iletişim, görev dağılımı kurallar aynı dış dünyadaki devlet kavramını gözler önüne seriyor. Yani o çocuklar orda küçük bir devlet kurmaya çalışıyor. Çalışıyor diyorum çünkü her devlette görülen sorunlar, iç çatışmalar, isyanlar, liderlik kavgaları vs.bu küçük devlette de kendini gösteriyor.
Gelelim kitabın mesajına:
İnsanın vahşileştiğinde neler yapabileceğini neleri göze alabileceğini, kendi sınırlarını koyup yine sınırlarını kaldırabileceğini anlatıyor bize. Bunlar çocuk bile olsa aslında kötü olabileceklerini, İyiliği de kötülüğü de kişinin kendisiyle taşıdığını, bunların ortaya çıkmalarının bazı koşullara bağlı olduğu anlatılıyor. Yazarımız 2. Dünya Savaşı psikolojisiyle kitabı yazmış olduğu için savaşların insanlara neler yaptırabileceğini bir kez daha bize gösteriyor.
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,5bin okunma
Popülalitesinden etkilenip aldığım bir kitaptı ama maalesef beklentimi karşılayan bir kitap olmadı.
Yazar ile ilgili dili iyi kullanan iyi betimleme yapan diye bahsediliyor ancak kullandığı sözcükler bana göre çok anlaşılır ve sadeydi.
Kitap boyunca aceba şu kelimenin anlamı nedir diye açıp sözlüğe bakma gereği hissetmedim asla . Bence bir kitap bu kadar da sade olmamalı okuyucuyu bilmediği yeni sözcüklerle buluşturmalı. Hatta öylesine sadeydi ki dün başlayıp bugün bitirdim. Ama beni rahatsız eden taraf daha çok konusuydu.
iki sayfada bir Ankara ile Denizli arasında mekik dokudum kitap boyunca. Her yeni sayfada yeni bir şey olur diye umdum ama hep kendini tekrarladı yazar. Hatta o kadar tekrara düştü ki aradaki çoğu sayfayı okumazsanız bir şey kaçıracağınızı düşünmezsiniz diyebilirim . Kurgu kesinlikle olmamış. Sabırla belki kitabın marifeti sonundadır diye okudum ama sonu çok olağan bir şekilde bitti.
Kitabı okuyup öve öve bitiremeyenler kitabın neresinden bu kadar etkilendiler gerçekten anlamak istiyorum. Çünkü ideal bir evlat profilini yansıtmak dışında kitabın bir olayı olduğunu düşünmüyorum.
Betimleme kısmına gelince, bunu diyenler bir Orhan Pamuk kitabı okumuşlar mı aceba onu da merak ediyorum. Çünkü yazarın balkona çıkıp bir yerlere dalıp atlardan bahsetmesi dışında ben durum odaklı bir anlatımını da görmedim. Yazdıklarım yazara bir karşı duruş olarak algılanmasın bunlar tamamen kendi çıkarımlarım.
Açıkçası tavsiye edebileceğim bir kitap olarak görmüyorum bu kitabı yine de okumak isteyen olursa beklentilerini düşük tutsunlar derim.