Fiziki tehlikelerin sürekli korkuyla beslediği insanların üretken bireyler ve bunlardan oluşan toplumların ahenk içinde ve gelişmiş yapılar olması pek olası değil.
Yiyeceği ekmeği evde yapmak için efor sarf etmekte hiç tereddüt etmeyen insanımızın tüketilecek şey kültür olduğunda kendisini sıradanlık denizinin akıntılarına alıverdiğini görüyoruz. Modern toplumun "Hizmet kapımıza gelsin" anlayışının verdiği rahatlıkla kendisine sunulan kültürel metaları tüketmekten öteye gidemeyen ve moda olanın dışına çıkmak gibi bir endişesi olmayanların karbon kâğıdıyla çoğaltılmışçasına birbirlerine benzemesine çok da şaşmamak gerek belki.
Şu herkesin kendini özel ve eşsiz hissettiği çağımızda, psikologların ve reklamcıların bize öğrettiği bir şey varsa o da davranışlarımızın öngörülebilir olduğu. Yaptıklarımızı açıklamak için binlerce neden üretebilir ve diğer insanlardan çok farklı olduğumuzu düşünebiliriz ancak nedenlerin farklı olması eylemlerin aynı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Daha iyi yönetilen ülkelerde yaşam standartları daha yüksektir, insanlar daha sağlıklıdır, ortalama yaşam süresi daha uzundur, eğitim düzeyi daha iyidir ve ülke ekonomisi çok daha iyi performans gösterir.
Araştırmacılar yolsuzluğun olduğu her yerde sefaletin de hüküm sürdüğünü görüyorlar. Bir ülkede ne kadar çok yolsuzluk varsa, en tepedekiler halkın geriye kalanından o kadar daha zengin olur. Bu durumun yarattığı eşitsizlik, toplumu bir arada tutan bağları zayıflatır.