Uzaktan erimiş kurşun gibi parladığını gördüğüm bu su beni yolumdan alıkoyuyor. Düşünmüyorum ki, o su, ancak uzaktan çok güzeldir. Onunla yakından temas etmek, bir sürü küçük, fakat yekûnu büyük münasebetsizliklere katlanmaya mecbur olmak demektir.
Her ruh kendinden olanı çeker ve ona ait olmayan hiçbir șey ona gelmez. Bunu idrak etmek için "İlahi Yasa"yı tanımak gerekir. Her insanın yaşamındaki hem yapıcı hem de yıkıcı olaylar kendi içsel düşünce dünyasının niteliği ve gücüyle ortaya çıkar.
Sürekli değişim ve gelişim gösteren bir varlık olarak insan kendini yetiştirebileceğine inandığı yerdedir, koşulların kendine sunduğu ruhsal dersi öğrenir ve yerine yeni koşullar getirir. İnsan kendisini oluşturan şeyin dış koşullar olduğuna inandığı sürece şartlara karşı direnç gösterir fakat belirleyici güç olduğunu anladığında, şartların gelişebileceği varlığının gizli toprağına ve tohumlarına hükmedebilir, böylelikle kendisinin hakiki efendisi olur.
Geçmiş tarafından koşullanan zihin daima bildiği ve aşina olduğu şeyi yeniden yaratmaya çalışır. O acı verici olsa bile, en azından aşina bir şeydir. Zihin daima bilinene tutunup yapışır. Bilinmeyen tehlikelidir, çünkü zihin onun üzerinde hiçbir kontrole sahip değildir. İşte bu yüzden zihin şimdiki andan hoşlanmaz ve onu görmezden gelir. Şimdiki an farkındalığı sadece düşünce akışında değil, geçmiş-gelecek sürekliliğinde de bir aralık yaratır. Gerçekten yeni ve yaratıcı hiçbir şey o aralık, o berrak sonsuz olanak alanı dışında bu dünyaya giremez.