Gradiva, edebiyat ile psikanalizin kesiştiği ilginç yapıtların başında geliyor. Wilhelm Jensen’in kaleme aldığı bu novella, genç bir arkeoloğun Pompeii’de gördüğü bir rölyef figüründen etkilenip onun hayaliyle yaşamaya başlamasını konu alıyor. Arkeolog Norbert Hanold, gördüğü bu kadın figürüne “Gradiva” adını verir ve neredeyse takıntı derecesinde onun izini sürmeye başlar.
Eserin en çarpıcı tarafı, bir sanat eserinin insanda uyandırdığı düşsel boyutun aktarılmasıdır. Gerçek ile hayal arasındaki çizgi sürekli bulanıklaşır. Norbert’in, ölü şehir Pompeii’nin kalıntıları arasında gördüğü “yaşayan” kadın figürü, onun hem bilinçaltını hem de bastırılmış arzularını açığa çıkarır. Bu yönüyle Gradiva, Freud’un psikanaliz alanında incelediği en önemli edebi eserlerden biri olmuş ve Freud tarafından ayrıntılı biçimde çözümlemiştir.
Dil açısından ilk başta biraz zorlayıcı gelebilir ama ilerledikçe daha akıcı bir yapıya kavuşuyor. İş Bankası Yayınları’nın çevirisini bu anlamda çok başarılı bulduğumu da özellikle belirtmek isterim.
Kısacası Gradiva, edebiyat ile psikanaliz arasındaki köprülerden biri olarak hem mitolojik hem de psikolojik okumaya elverişli, kısa ama yoğun bir yapıt.