önümüzdeki ay gelirim, haftaya gelirim, ben mutlaka bir gün gelirim ve sen de mutlaka her zaman oturduğun koltukta oturursun, diye düşünüyordum. yani her zaman orada olacaktın. cenazene geleceğimi düşünmedim hiç. geldiğimde seni bulamayacağımı. kahkahalar attığımız evde herkesin ağlayacağını. çünkü sen gülmekten hoşlanırdın. bu evin duvarları senin espirilerin, şarkıların, gözlerin parlayarak anlattığın anılarınla ayakta kalırdı. koskoca ev tepemize çöktü. herkes burada, bir tek sen yoksun. giderken hiçbir şeyin ertelenmemesi gerektiğini çok sert bir şekilde öğrettin bana. bize. çok yorulmuştun, umarım artık istediğin gibi dinlenirsin. umarım bir yerlerde kahkahalarını atmaya devam edersin. seni çok seviyorum. seni çoooook seviyoruz.
hayatın beni kucaklamasıyla boğmasını hep karıştırdım. inişlerim ve çıkışlarım birbirine girdi. koskoca bir düğümün ortasında bazen bağdaş kurup sadece oturdum. çıkış yolunu hiç bulamadım. bu karmaşanın ortasında çok huzurlu anlarım oldu. bazen o kadar güçlüydüm ki, ben bile yıkamadım kendimi. koskoca dünyaya rağmen, kendime rağmen ayakta kaldım. sonra yıkılabilmenin ayakta kalmaktan daha fazla güç gerektirdiğini anladığım günler oldu. sayısız kahkaha attım, zihnimin içinde saklambaç oynadım. ama her seferinde, kaçtığım yerden sobelendim. kaçtığım şeylerin kucağına düştüm. sonra kaçmadım. bu sefer kayboldum. olduğum noktada, durduğum yerde evren kendini baştan yarattı. tek bir hücremi bile tanıyamadım, yabancılaştım. bazen neye tutunduğumu unuttum. en ufak şeyleri dağ yaptım, sebep aradım. bağlanma konusunda çok zorlandım. sonra bir bıçakla tüm bağları kopardım. döndüm, durdum, yürüdüm, koştum. hayatımın çevresinde dolandım. kaldırımların üstüne baktım. insanların yüzünde bir şeyler aradım. kötüyken, kimseyi, arayamadım. insanların yüzüne bakmayı bıraktım. kaldırımlara bir daha baktım. çizgilere basmadım. çizgileri ayırt edemedim. nefesimi tuttum. nefesimi kontrol edemedim. hızlı, hızlı, çok daha hızlı. yoruldum. yerimde duramadım. iz bıraktım, izimi sildim. burdayım, diye bağırdım. ben buradayım. sesimi kestim. soluğumu kestim. hayatımın çevresinde bir daha dolandım. çevremde olan insanlarla olan bağlarımı turladım. çok kalabalıktım, çok yalnızdım. varlığımı sürdürdüm, varlığımı sorguladım. kendimi güzel olan her şeyi yutan bir kara delik sandım. sonra hayatın beni yutan bir kara delik olduğunu anladım. kendimi affettim. kendimden özür diledim. hep bir savaştaydım. hep bir barış imzaladım. ama çıkış yolunu, hiç. avucumda bir hayat var, ve ben onunla ne yapacağımı
Her şeye rağmen ben yalancı olmaktansa, kandırılmış olmayı tercih ediyorum. Günümüz dünyasın da böylesi budalaların öncülüğüne ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Yaşadıkları yetmiyor hiç kimseye. Hep daha fazlasını istiyor ve arıyor olduğumuza göre bu böyle! Üstünde durup düşünmediğimiz bir şey var burada; istediğimiz her şeyi bu dünyadan istiyoruz. Bize haz vadeden şeylerle ilgili menzilimiz görüp yaşadıklarımızdan ötesine uzanmıyor. Bu dünya fani oysa, buradaki her şey geçici... Boşuna yalan dünya demiyoruz adına. Bütün isteğimiz, bütün arzumuz, yalan dediğimiz bu dünyadan. Bu dünyada doğan her şey batmaya ve bitmeye mahkum... Eriyip giden bir buz parçasına tutunmaktan farkı yok hayattan beklediklerimizin. Sürekli eriyor o çürük tutamak ve düşüyoruz. İnsan kendi ruhunda bir şeyler aramalı tutunmak için; o bir bitiş noktası olmayan sonsuz hakikatin bir parçası çünkü...