Tüm bağımlılıklarda olduğu gibi kumar bağımlılığında da ufak bir temas insanın kendini kaptırmasına sebep olabiliyor. Her ne kadar kontrol bende istersem istediğim anda bırakırım diye düşünülse de zamanı geldiğinde o işin hiç de öyle olmadığı ortaya çıkıyor. O son el hiçbir zaman son, o kayıp hiçbir zaman son kayıp olmuyor. Birde herkesi kınadıktan sonra aynı belanın içine atlayanlar yok mu, ayrı bir trajikomiklik.
Elbette bu kadarı bir hikayeyi oluşturmaya yetmez; aşk lazım, dedikodu lazım, mahalleye bir yabancının gelmesi, bazı beklentilerin oluşması, değişik bir şeyler de olması lazım. Ana karakterimizin vur de vurayım, öl de öleyim havalarındaki gözü dönmüş aşk sarhoşluğu(kumar masasına kadar sürebilen) ne kadar can sıkıcıysa, her zengin erkeğe “ooo senin paran mı var” diye sırayla gönül gezdiren yan karakter de bir o kadar can sıkıcı. Bu durumlar da o kadar normal bir havada resmedilmiş ki, ne sandın doğanın kuralı bu yankısını duyar gibi olduk.
Karakterler de çoğunlukla birbirinden çok farklı özelliklere sahip. Detaylar da kütük bilgilerine göre sunulmakta; “vay be tam bir Alman!”, “Ruslar da hep öyledir zaten!”, “Şu Fransızlar yok mu, şu Fransızlar, aaahh ah!”, “mon seigneur” evet. Generalmiş, paşaymış, kimin nesiymiş anında toplumsal etiketleri yapıştırıp ona göre köpek mi çekeceğiz, yoksa yıkama yağlama mı var hızlıca karar veriyoruz. Kısaca dönem ilişkilerine ucundan, kıyısından da olsa göz atmış oluyoruz.
Kötü bir kitap olduğunu kesinlikle düşünmüyorum, sadece çok büyük beklentilere girmeden başlamak gerek. Dostoyevski ağğbiiiğğğ diye çıtayı arşa çekince biraz sönük kaldığı doğrudur. Kısa bir hikaye için yeterli, okumazsanız da çok büyük bir kayıp olmayacaktır.
Bizler için yepyeni olan bazı görüşlerle karşılaştığımızda, düşünce alışkanlıklarımızdan vazgeçmenin zorluklarından ötürü, bu yeni görüşleri eski ve bildik düşünce çerçevelerimize yerleştirme eğilimi gösteriyoruz. Ancak bu eğilim, çoğu zaman, kendimize ve dünyaya ilişkin bilgilerimizi ve doğrusu yaşantılarımızı yenileyebilmemizin önünde bir engel oluşturuyor ve bizi, kendimizi zenginleştirme imkânlarından yoksun bırakıyor.
İlişki aynı zamanda, bir şeyleri birlikte yapmaktan mutluluk duymaktır. Önemli olan yapılan iş değil, yapılan şeyin birlikte yapılması ve o şey yapılırken bir bütün olabilmek. Dolayısıyla olmak, yapmaktan önce gelir. Ama artık insanlar, içlerinden gelerek ve sorun yaratmadan, birlikte çalışmaktan haz almaya pek yatkın değiller.