Kendimizi diğerlerinden farklı görmeye ve genellikle de daha üstün görmeye meyilliyiz. Yapılan çalışmalar, insanların yüzde 65'inin ortalamadan daha yetenekli olduğuna, yüzde 80'inin ise ortalamadan daha iyi bir sürücü olduğuna inandığını gösteriyor. Büyük çoğunluğun kendini ortalamadan daha iyi gördüğü bir yerde ya ortalamada bir sorun vardır ya da böyle düşünenlerde.
Çocukları uyutmanın en güzel yollarından biri hikâyeler anlatmaktır. Sistem de aynısını yapar, bizleri uyutmak için hikâyeleri kullanır. Hikâye hep aynıdır: olanaksızlıklarına rağmen binbir zorlukla, inatla mücadele ederek tüm engelleri aşmış ve başarıya ulaşmış bireylerin motive edici macerası. Oysa başarıya giden yol kazananlardan çok kaybedenlerin bedenleri ile doludur. Ama kaybedenlerden hikâyesini kimse anlatmaz; kazananların hikâyelerini ise en parlak ışıkların odağında, ekranlardan gözümüze sokarlar.
Buna karşılık, başkasının rahatı için kendi zevklerimizden birazını olsun feda etmek soylu bir insan yüreğinin belirtisi sayılır ve böyle davranan insan zaten feda ettiği zevkten çok daha fazlasını bulur.
Peki ama başkalarına ettiğimiz iyiliği kendimize niçin etmeyelim? Tabiata aykırı gitmek değil mi bu? Çünkü iki yoldan birini tutmak gerek: Hoş yaşamak, dünyanın tadını çıkarmak ya iyi bir şeydir, ya kötü bir şey. Kötü bir şeyse başkalarına onu sağlamak şöyle dursun, kimde varsa elinden almak, herkesi ondan korumak gerekir. İyi bir şeyse onu hem kendimiz için hem başkaları için isteyebiliriz, istemeliyiz de. Niçin başkalarına acıdığımız kadar kendimize de acımayalım? Kardeşlerimize iyilik etme eğilimini içimize sokan tabiat niçin kendimize karşı zalim, insafsız olmamızı istesin?