"Gerçekten değerli, hatta eşsiz bulduğum tek şey var, o da zaman. Zamanını istediği gibi kullanan kişi mutludur, zengindir. Bense efendiler, yoksulun yoksuluyum.
Yazar ünlü karakterler ve onların yaşamlarından bazı olayları alarak kendi hayal gücü ile birleştirmiş, ortaya ise gerçekten çok güzel bir eser çıkmış. Felsefe, psikoloji ve edebiyatın tek bir içerikte buluşması kadar keyifli bir şey olabilir mi? Ağır ilerleyen bir felsefe kitabı hayal etmiştim ancak onun yerine yazarın hayal gücü içerisinde akıp giden bir hikaye ile karşılaştım.
Tembel okuyucular ve okumaktan kaçmak için kendine her türlü bahaneyi uydurabilenler kulübü üyesi olarak itiraf etmeliyim ki bu kitap bir felsefe kitabı olsa haftalarca elimde sürünebilirdi, sanırım roman olarak adlandırmak daha doğru. Kendi zevklerime uyan güzel bir kitap bulduğumda bir an önce sonuna kadar gelmeye çalışırken, beni çok da için almayan bir şeylere denk geldiğimde bırakmakla süründürmek arasında çokça gidip geliyorum.
Kitap biraz uzun soluklu, benim gibi okumaya çok vakit ayırmayanların gözünde büyüyebilir ancak unutmayalım ki başlamak işin yarısı! :D Biraz içerikten bahsedecek olursak; Friedrich Nietzsche'nin içine düştüğü karamsar atmosferin sağlığına zarar vermeye başladığından endişelenen arkadaşı bir şeyler yapmak istiyor. O dönem için yeni yeni ortaya çıkan bir takım psikolojik teknikler denediğini duyduğu bir doktora giderek arkadaşına yardımcı olmasını istiyor. Ancak ufak bir pürüz var, tedavi edeceği hasta tedavi edildiğini bilmemeli çünkü öğrenirse karşı çıkar. Ayrıca arkadaşının doktora başvurduğunu da bilmemeli çünkü araları kötü.
Hayatında ilk defa böyle saçma ve zor bir vaka ile karşılaşan doktor her ne kadar bu belaya bulaşmak istemese de kapısına gelmiş güzeller güzeli genç kadının ısrarına dayanamaz ve kendisini kimin doktor kimin hasta olduğu belli olmayan bir sarmalın içinde bulur. Neyse ki başı sıkıştığına dertlerini paylaştığı, genç ancak parlak zekâlı
Bir dönem sürekli karşıma çıkan kitaplardan birisiydi "Yaşamak". Sürekli övgüyle bahsedilen bir kitap görünce insan ister istemez bu kitaba bir göz atmalıyım diye aklının bir köşesine not düşüyor. Benim gibi az okuyan ve yavaş okuyan bir okuyucuysanız okunacaklar listesi de azalmıyor tabii, aklınızın o tozlanmış köşesine bir türlü sıra gelemiyor. Sıra geldiğinde de ben bu kitabı niye okumak istemiştim acaba diye düşünüyorum.
Kitap Çin'de kasaba kasaba gezip hikayeler toplayan bir gezginin anlatımıyla başlıyor. Böyle bir başlangıç bana kısa kısa farklı hikayeler mi olacak acaba düşüncesi oluşturmuştu ancak öyle olmadı. Kitabın tamamı aslına Fugui isimli kumarbaz bir soylu çocuğunun hayatına odaklanıyor. Bu sebeple bana göre gezginin varlığı kitap açısından önemsiz.
Düşman başına diyeceğimiz Fugui'nin kumar belasına nasıl düştüğünü, adım adım neler kaybettiğini okudukça içten içe bu yolun nereye doğru gittiğini kestirmeye başlıyoruz ancak yazar için o kadar da yazmamıştır herhalde diye düşündükçe tam da o kadar yazdığını fark ediyoruz. İnsan ara ara kitabın kapağına bakıp bu kitabın ismi Yaşamak! mıydı diye kontrol etmeden edemiyor. Çünkü o nasıl yaşamak? Dünyanın herhangi bir yerinde bir kelebek kanat çırpsa ekonomisi tepetaklak olan bir ülke hayal edin, zor biliyorum ama hayal etmeye çalışın. Nasıl da felaketler yakasını bırakmıyor değil mi? İşte Fugui de kumara bulaştıktan sonra, aynı o şekilde iki yakası bir araya gelmiyor.
Bir rivayete göre kitabın ana fikri ne olursa olsun yaşamaya devam etmek, ne kadar büyük sıkıntılar çekilirse çekilsin hayata devam etmek gerektiğiymiş ancak bu ana fikri de bu kitaptan almayın bir zahmet. Okurken başta içim karardı, ciğerim soldu ne bu böyle dedim sonlara doğru artık işin ciddiyeti falan kalmadı bu kadar da olmaz ama