İnsanlar arasındaki, düşmanlıkların kaynağı bu yönüyle ortaktır diyebiliriz: insanoğlu kendi bireyliliğini hissedemediği, insan olarak kendi önemini kavrama imkanından mahrum kaldığı anda benzerlerine çeviriyor silahlarının. Başkaları cehennemdir, diyor. Maymunları olan düşmanlığımız onların bize çok benziyor olmalarından değil mi?
“Hem sen ne diye sokağa dökülüyorsun kadın başına?”
“Ne olmuş kadın başıma çıktıysam? Daha düne kadar Maraş’ın kadınları ellerinde nacaklarla bizim düşmanlarımıza saldırmadı mı? Bu kadın Filistin’de düşmanı taşlamadı mı, bu yüzden işkence görüp hapse düşmedi mi? Kimse dedi mi ona ‘seni niye kadın başında sokaktasın’ diye?”
“Sana seni seviyorum diyemem belki ama kalabalık bir ortamda gülerken ilk senin gözlerine gülümserim ve eve giden kısa yolu seninle birkaç adım fazladan atabilmek için uzatırım. Bazen de bilerek adresi kaybederim. Bilmem ki anlaman için bazen elimi kaybeder, elinde ararım. Bazen de ezbere bildiğim şarkının nakaratında saçmalarım. En güzel kelimelerle kurduğum cümlenin devrilmesini seyrederim. Konuşurken aniden bir kekeme oluveririm. Bazen de yağmurlu havada şemsiyeyi başımız yerine yağmur ıslanmasın diye tutarım. Kaybolur ayaklarım, aniden topallayarak sana yaslarım omzumu, anla ama sana seni seviyorum diyemem, anla. Hadi elimi tut, gökyüzü bulutlardan düşüyor.”