Haricen, ihtiyaç içerisinde bulunmak ve yoksunluk ıstırap üretir; buna karşılık eğer bir insan sahip olması gerekenlerden daha fazlasına malikse bu sefer de yakasını can sıkıntısına kaptırır.
Doktor söylemişti. Ucuz kurtulmuşsun Hikmet, demişti. İçime yün fanila giymeliymişim. İhmal ediyoruz işte. Sigarayı da biraz azalt dediler. Bilirsiniz bu doktorları. İnsanlarla birlikte bulunma dediler. Yalnız kalma dediler. Üzülme dediler. Sevinme dediler. Fakat hiç belli olmuyor aslan gibi adamlar devrilip gidiyor da biz, kör topal idare ediyoruz işte. Zahmete alıştık; onsuz yapamıyoruz. Ben de doktoru dinlemiyorum albayım. Bir sigara verin bana.
Oğuz Atay'ın okuduğum ikinci kitabıydı. Genel olarak bakıldığında insanın kafasını sürekli karıştıran bir kitap. Böyle bir kitap yazabilmek için ve böyle bir kitabı sabredip sonuna kadar okuyabilmek için herhalde kafayı kırmış olmak gerek. Kafa karıştıran bir kitap diye neden mi söyledim? Çünkü karakterimiz Hikmet Benol, kafasında hayali karakterler yaratıyor. Hüsamettin Tambay(Emekli Albay), Nurhayat Hanım(Dul kadın). Günlük yaşamını, geçmişini anlatırken bu karakterler de sanki gerçekmiş gibi yaşamına dahil oluyor. En iyi onlarla anlaştığını, en iyi onlarla yaşayabildiğini düşünüyor. Sürekli olarak geçmiş zaman ve şimdiki zamanda değişen bir kurgusu var. Başından geçen evliliği anlatırken bir anda evlendiği kişinin hayatını okumaya da konuk oluyoruz.
Sürekli bir oyun yazmak istiyor Hikmet Benol. Nitekim, " Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyreder günlük oyunlarımıza başlarız." diye cümle kuruyor. Kendini tanımaya ve değiştirmeye çalışırken, toplumu da unutmuyor tabiki. Çevresi tarafından, eşi tarafından hiç anlaşılmadığını düşünüyor. Gecekondu dediği evinde yaşamını sürdürürken hayata karşı yabancılaştığının farkındadır. Kendisinden ve yaşadığı toplumun ikiyüzlülüğünden de müzdariptir. Sürekli dalıp gidiyor. Gerçekle hayal arasında gidip geliyor. Biriyle konuşurken kafasında yüzlerce düşünce geçiyor. Kendisini eleştirenlere baktığında onlarda da çok fazla eleştirecek şey buluyor. Sevgi ve Bilge isminde iki önemli kadın hayatında yer buluyor. Birinin sevgisizliğinden, diğerinin bilgisizliğinden dem vuruyor. Kendi de sevgisinden emin
Türk aydını Batıyı özümleyememiştir, çünkü tanımamıştır. Kendi geçmişine de yabancıdır büyük ölçüde. Köklü bir köksüzlüğü vardır. Tam anlamıyla ortada kalmıştır.