Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?
Öyle bir kitap ki...
Okudukça insanlardan nefret ettim, kendimden de...
İnsanın acizliğini, tembelliğini, iradesizliğini, alışkanlıklarını, çirkinliğini ve aşk sandığımız şeyi öyle güzel anlatmış ki Sabahattin Ali...
Hayatta bir anlam arayanların, aradığı şeyi bulmuş olduğunu düşenerek kendilerini o boşluğa bırakmaları çok felaket bir durum.
Birde gerçek sevgiyi bulduğumuzu sandıklarımız...
Kitabı okurken karakterlerin yerine kendimi koyduğumda o kadar içim daraldı ki tabii güzel olan da yazarın bu karakterleri ve olayları bu kadar güzel betimleyebilmesi olmalı.
Aslında tüm suçu şeytana atarak kendi oluşturduğumuz bahaneye nasılda kanıyoruz.
Yazarın dediği gibi
"İÇİMİZDE ŞEYTAN YOK."
" İÇİMİZDE ACİZ VAR, TEMBELLİK VAR, İRADESİZLİK, BİLGİSİZLİK VE HEPSİNDEN DAHA KORKUNÇ BİRŞEY:
HAKİKATLARI GÖRMEKTEN KAÇMA DURUMU VAR."
İki seçenek ile karşı karşıya kalmak. Üstelik bir tanesini hiç seçmek istememene rağmen sana mecbur olarak dayatılması...
İnsanın kendi içindeki kavgası, zayıflığı, kararsızlığı ve korkaklığı yaşamını öyle etkiliyor ki sırf bu yüzden en sevdiğin insanlarla bile karşı karşıya kalıyorsun. Korktuğun için özgürlüğünden feragat etmeni isteyecekler, belki iradenin zayıflığı buna karşı koyamayacak. Belki birilerinin seni bu kararsızlıktan çıkartıp bir netliğe kavuşturmalarını isteyeceksin. Sakinleşip odaklandığında gerçek isteklerini göreceksin. Ya dayatılanı kabul edersin ya da gerçek isteğinin peşinden gidersin.
Stefan Zweig insanın psikolojisi üzerinden öyle bir karakter sunmuş ki bize, aslında bu karakter hepimiziz.