"Yatağın içinde, hiç bir şey yapmaya cesaret edemeden korkuyorum. kafka’nın korkusu gibi değil; insanın evrendeki hiçliğiyle ilgili bir korku değil. anlamsız bir korku. zavallı bir böceğin vücudunda duyduğu ve anlamını bilmediği bir korku. bitkisel bir korku.
Beni korkutan bu yaşama içgüdüsünü göğsümden söküp atabilsem, ben de çekinmeden, gururla, kişiliğimi sürdüreceğim. fakat eve dönmek bile beni, ne pahasına olursa olsun yaşamak isteyen bir solucan yapıyor. insanların, güneşin ve hareketin olduğu yerde ölüm kavramına daha kolay dayanabiliyorum.
Eve dönünce, duvarlara, eşyaya sinmiş olan karanlık düşüncelerim üzerime saldırıyor: ölüme, evde katlanamıyorum.
meselenin derinine inince, beklediğini bulamazsan yıkılıyorsun. bir silgi gibi tükendim ben. başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. ben, kurşun kalem silgisiydim. azaldığımla kaldım.
kuşkulu ve ürkektim. insanlara, ancak benim yanımda oldukları zaman güveniyordum. benden ayrılınca beni yargılamaya başlayacaklarını ve tekrar bana döndüklerinde, artık eski sevgilerinin tükenmiş olacağını düşünerek korkuyordum. insanlara çok önem veriyordum aslında. benim için ne düşünecekler diye içim titriyordu.
Sonra ben de çareyi anneme çatmakta buldum.
kalıtım nedeniyle, mendel yasalarıyla hırpalardım onu.
anneme şunları söylerdim:
eksik yönlerini düşünseydin; bunların çocuğuna da geçeceğini düşünerek evlenmezdin. babamla bu kadar farklı bir temel yapıya sahip olduğun halde, neden onunla evlendin?
İkiniz, aşırı çelişik uçlarda bulunan karakterlerinizin bana nasıl etki edeceğini, benim hücrelerimi nasıl bir çıkmaza sokacağını hiç düşünmediniz mi?
selim’in arkadaşı turgut, selim için şunları söyleyecekti:
bana kalırsa insanlarla arasında isteyerek bir uçurum yaratıyordu selim. onları