Kitap okurken en çok sevdiğim şey, kendimi karakterlerin ruhuna sızdırmak. Hikâyedeki kişinin yaşadığı duygusal buhranlara, hayal kırıklıklarına içimde benzer bir titreşim arıyor; bulduğum anda da ona bürünüyorum. Böyle olunca Türkan’ı, Orhan’ı, Ulaş’ı değil, her sayfada Yeşim’i okuyorum. Bu yüzden, her yeni kitapta kurguyla gerçeğin sınırları inceliyor ve kendimi hayatı romantize ederken buluyorum. Çiçeklenmeler, yalnızca bir hikâye anlatmıyor; insanın kendi kırılganlığını, saklı kalmış umutlarını ve iyileşme ihtimalini okşayan bir metin. Belki de bu yüzden, sayfalar ilerledikçe kendimi hem daha tanıdık hem de daha yabancı bir yerde buldum. Bir yandan büyüyor, bir yandan kabuk değiştiriyor gibiydim.