Bu koşullar altında toplanan Millî Güvenlik Kurulu'nda askerler, "anti-laik hareketlere karşı alınmasını istedikleri 18 maddelik önlem paketini" Erbakan'a imzalattırdıklarında tarih 28 Şubat 1997'yi gösteriyordu. Artık "post-modern darbe", "28 Şubat Süreci", "Batı Çalışma Grubu" gibi ifadeler gündemdeki yerlerini alacaklardı. Kısa bir süre sonra Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, "Demokrasiye balans ayarı yaptık" diyerek durumu kendince özetledi.
...Lichtenberg'in mizah duygusuna ve Hamann'ın derinliğine sahip olsaydım bile, elyazmalarım geri gönderilirdi; çünkü sırf pençelerim yüzünden hiç kimse eğlenceli yazılar yazabileceğimi ummayacaktır. Bu gerçekten de çok sinir bozucu!- Ah önyargı, Tanrı'nın cezası önyargı, insanları nasıl da ele geçiriyorsun, özellikle de adı yayımcı olanları!
Erbakan'ın tutkuyla savunduğu ve "İslâm Ortak Pazarı"nın temeli gördüğü D-8 Projesi de askerleri ürkütüyordu. Askerler gezi başlamadan önce, 9 Ağustos'ta Erbakan'a bir rapor vererek, İran ile yapılması planlanan doğalgaz anlaşmasının imzalanmamasını istediler. Erbakan, bu telkinleri dinlememeyi seçti. Bu bağlamda yapılan İran gezisi sadece askerleri değil, ABD'yi de kızdırdı. Gezi başlamadan üç gün önce ABD Dışişleri sözcüsü Bums, "Bu tür temaslar yarar sağlamaz" mesajı vermişti. Erbakan 11 Ağustos'ta Tahran'da, "Devlet istihbaratının, Suriye ve İran'ın PKK'ye verdiği desteğe ilişkin bilgilerinden şüphe duyduğunu" bildirmişti. Yine ABD'nin terörist devletler listesinin başında olan Libya'ya yapılan gezi, Erbakan için kabusa dönüştü. Kaddafi'nin gezide verdiği mesajlar karşısında iyice sıkışan, tepki göstermeyen Erbakan'ı dönüşünde de öfkeli bir kamuoyu bekliyordu. CHP, ANAP ve DSP, Erbakan ve Hükûmet hakkında gensoru önergesi vererek olayın üzerine gittiler.