"Ey insan! Şu kâinattan maksad-ı a'lâ; tezahür-ü rububiyete karşı, ubudiyet-i külliye-i insaniyedir ve insanın gaye-i aksası, o ubudiyete ulûm ve kemalât ile yetişmektir."
Enteresandır ki, o zaman ki yönetimin bu tavrı, bu gelişmeler, İslam'a ve müslümanlara karşı alınan bu engelleyici, köstekleyici, kahredici ve topyekün imhaya yönelik tedbirler, içinde bulunduğumuz ortama da tıpatıp uymaktadır. Özellikle cumhuriyet dönemi ve yakın tarih siyaseti ve 1997 sonrası yıllardaki resmi uygulamalar, Ekber Şah devri yönetimini andırmaktadır. Her ikisi de tam bir resmi ideoloji, baskı, zulüm ve dayatma siyasetidir.
İşte, sözünü ettiğimiz o yönetim, birçok ulemayı da yanına almış ve desteklerini sağlamış iken, İmam-ı Rabbanî'yi karşısında buldu. İmam-ı Rabbanî ki, dalkavuk, tavizci ve batıl ideolojiler yanlısı olmadığı gibi "Allah'ın dininin aziz kılınmasından ve yüceltilmesinden başka bir gayesi ve onun aşağılanmasından başka bir korkusu" olmayan bir kimse idi.
Buna göre bu manevî çözülme:
- Meliklere ulûhiyet (tanrılık) yakıştırmaları,
- Servet ehlinin lükse israfa, oyun ve eğlenceye dalması ve dinin unutulması,
- Malın haram yollardan kazanılıp yine haram yollara sarfedilmesi,
- Zulüm ve zorbalığın çoğalması,
Büyük çoğunluğu itibariyle toplumun, Yüce Allah'ı unutup O'nun gönderdiği "dosdoğru din caddesi"nden sapmaları...
- Ahireti inkâr edenlerin çoğalması,
- İsrafın, fuhuşun, içki ve uyuşturucu kullanımının artması...
Ve benzeri durumlarla kendini gösteriyordu.
Kısaca, bu tür itikâdi, ahlâki hastalıklar bir yana, dinden bütünüyle nefret etmek gibi bir cereyan da başlamıştı ve günden güne artmakta idi.
Nedvî'nin tesbitiyle de:
Peygamber'in verdiği haberlerle, semavî kitaplarla, vahyin gökten inmesiyle, Kur'an âyetleriyle alay ve bütün mukaddeslere hakaret ediliyordu. İslam'a iman etmek kör bir taklit ve akıl düşmanlığına eş bir sapma olarak görülüyordu.
Bununla birlikte o devrin idarelerinden ve siyasî düzeninden bıkkınlık da isyan ve başkaldırı sınırına ulaşmıştı. Ki o idareciler de, doğru veya yanlış, gayrisamimi şekilde dinden destek sağlamaya çalışırlar, -aynen şimdilerde olduğu gibi- onu kendi batıl görüşleri ve iktidarları için, arkasına gizlendikleri bir sığınak kabul ederlerdi.
İşte bu fitne, fesat ve manevî çözülme çığırı, gittikçe büyüyerek, nihayet dalâletin son haddine ulaştığı, Moğol meliklerinden Ekber Şah zamanına kadar geldi.
Bir erkek kadına hem arzulayarak hem de bu arzunun tersleneceğine dair öfke kusan bir beklentiyle yaklaşır. Öfke ve arzu aynı potadadır, öylesine iç içe geçmişlerdir ki sonuç eros'u thanatos'a, sevgiyi ölüme
çevirme tehdidini de beraberinde getirir, bazen gerçek anlamda. Şiddet bir kontrol mekanizması. İşte bu yüzden pek çok kadın
ayrılmak istediğinde eşleri tarafından öldürülüyor.
Ah şu modern psikanalistler yok mu! Dünyanın parasını alıyorlar insandan! Benim zamanımda beş Mark'a Freud'un kendisi tedavi ederdi sizi. On Mark'a hem tedavi eder hem de pantolonunuzu ütülerdi. On beş Mark'a Freud kendisini tedavi etmenize izin verirdi...ki buna istediğiniz iki çeşit sebze de dahil olurdu.
WOODY ALLEN