Ardımda kalıyor, bir zamanlar ardında kaldığım. Bu yolları kaç defa uğurlayıp da uğurlanmayayım gözüyle baktığım. Gözü yaşlı, bir çift elin gökyüzüne uzanıp rüzgârı selamlamasıyla oturduğum koltuğa içleniyorum. Ne vardı beni alıp götürecek? İçimde yükselen nidaya da karşı duruyorum. Hâlbuki bu telkinlere ne kadar aşinayım. "Durdur bu abes iştiyakı!" diyen içimden bir dil. Fakat sözlerin şiirselliği anlamı heba ediyor. Çünkü insan, gerçeği kulağıyla bulamayacak kadar çok duyuyor. Hem zaten giden gidiyor bir kere. Ben kalıyorum, etime zırhlanıyor keder. Tek başınalık, kalbimde barınmaktan çok hapsediliyor ve ben bu zoraki hükme razıyım. Ağlasam anlarlardı. Biliyorum. Kızıyorum kendime. İnsan evvela insan olduğunun idrakine varmalı. İnsan evvela kendini tutmalı.
Kalbimi mühürlüyor bir acı. Ne yana dönsem, öte ucundan bir damla kanın binbir endişenin doluverdiği... Kalbime dövülüyor bir acı. İçinde yaşamaklığı barındıran bir sevda ile. Kızgın alevle, ucu keskince. Ne yapayım? Elimden gelmeyeni bile bile. Daima susuyorum. Sessizleşiyorum sanıyorlar fakat ben farkındayım ruhum nasıl bir mücadelede.
Kaçmıyorum, koşamam zaten. Yürüyorum böyle iki elim ikisi de cebimde. Yetişirsem, vakitten alıp biraz dinleniyorum, gecikirsem adımlarım hızlanmıyor. Kabulüm belki de bu kılçıksız acıya. Bu acı ki ölümü sunuyor elime. Durup durup diyorum "Ölüm var diyorlar, söylenti değil." Her yerden dönemezsin. Bir daha yan yana yürüyemezsin. Aynı sofraya uzanmaz bir daha ellerin. Her vedaya "Allah'a ısmarladık" bile zor gelir, hoşçakalla yetinirsin.
Adımlarım bir ağırlık gibi her kaldırışımda dinlenmek özlemi seriyor yoluma. Yorgunluk hiç bu kadar ehven gelmemişti bana. İnsan bazen üç saat uyumak için kendini hunharca yorar, gözü hüzünden sıyrılsın diye. Biraz da olsa uzaklaşabilsin