BAHÇELERDEN UZAK - Ahmet Hamdi Tanpınar'a- İstemem artık ışık, râyiha, renk âlemini, Koklamam yosma karanfille, güzel yâsemini. Beni bir lâhza müsâit bulamaz idlâle, Ne beyaz bâkire zambak, ne ateşten lâle. Beklemem fecrini leylâklar açan nisânın, Özlemem vaktini dağ dağ kızaran erguvanın. Her sabah başka bahâr olsa da ben uslandım, Uğramam bahçelerin semtine gülden yandım.
Ahmet Hamdi Tanpınar'a|
BAHÇELERDEN UZAK İstemem artık ışık, râyiha, renk âlemini, Koklamam yosma karanfille, güzel yâsemini. Beni bir lâhza müsâit bulamaz idlâle, Ne beyaz bâkire zambak, ne ateşten lâle. Beklemem fecrini leylâklar açan nîsânın, Özlemem vaktini dağ dağ kızaran erguvanın. Her sabah başka bahâr olsa da ben uslandım, Uğramam bahçelerin semtine gülden yandım.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -IV-
Tarih bir "yorum-bilim"e dönüştüğünde tesbitler büyük resme talip olmaya başlarlar. Sözgelimi: Batı'nın tarih anlayışına göre, yine kendisinin tâyin ettiği çağların açılıp kapanması, cisimce gayeten küçük olayların sonucu olarak gerçekleşmiştir. İlkçağın bidayeti yazının bulunmasıdır meselâ. Yeniçağın başlangıcı ise İstanbul'un fethidir. Fakat, ne yazıyı bulan kişiye/kişilere ne de İstanbul'u fetheden mübarek orduya/komutana sorsanız, böyle bir niyette oldukları bilgisini onlardan alamazsınız. Evet. Onların eylerken Batılı tarihçilerce çıkarılacak sonuçlardan haberleri yoktur. Kendilerine âit niyetleri vardır. Belki biraz da öngörüleri. Ancak işin varacağı nokta tastamam hasbelkaderdir. Yâni "hesabü'l-kader"dir. Kaderin bir hesabıyladır. Buna benzer birçok misâl verilebilir ki, bir yorum-bilim olarak tarih, küçük olaylara sahiplerinin niyetçe kaldıramayacağı kadar büyük ağırlıklar yükler. İsabetsiz de değildir üstelik. Çünkü tetkikini daha büyük bir resme göre yapar. Sonuçları eylem sahiplerinin öngöremeyeceği bir genişlikte görür. Onları analiz eder. Atılan taşın dalgalarının nerelere kadar vardığını seyreder. Bütün bu okumalarının ardından da mezkûr olayları çağlarının başlangıcı olarak atar. Ha, elbette, nazarını etkileyen kendi imânıdır. İdeolojisinin öğrettiği önem sırası tâyinlerde belirleyicidir. Şüphesiz bu tarihi yazan biz Müslümanlar olsaydık çağların durumu bambaşka olurdu. Bu nedenle, ben, kimilerinin "Muaviye radyallahu anhı sevmeye engel" gibi gördüğü meşhur metni, Bediüzzaman'ın tarih okuması olarak da analiz ediyorum. Nedir? Yeniden misafir edelim: **"Cemel Vak'ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Âişe-i Sıddîka (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) arasında olan muharebe, adalet-i mahzâ ile adalet-i izafiyenin
Hazreti Muaviye
S:141
Yukarıdaki 7 şartın mevcut olduğu anlaşılırsa, bu şahsın hâkimliğe tâyini doğrudur. Şartlar da ya bizzat, ya imtihanla, ya da araştırma ile öğrenilebilir. Resûlullah (s.a.v), Hz. Ali'yi Yemen'e hâkim tâyin ederken imtihan etmemiştir. Zira Ali'nin durumunu biliyordu. Fakat hükmederken nasıl harekette bulunacağını tenbih etmiştir. Şöyle ki: "İki hasım huzûruna geldiğinde ikisini de dinlemedikçe hükmetme." Hz. Ali dedi ki: 'Bu tavsiyeden sonra hüküm vermede güçlük çekmedim." Peygamber (s.a.v), Muaz'ı, Yemen tarafına Vâli tâyin ederken imtihan etmiştir. El-Ahkamü's Sultaniye İmam Maverdi
Kitap Alıntısı
ÜÇ HAŞİM
Bağdat'tan henüz İstanbul'a yeni geldiği çocukluk günlerinde, İkinci Dünya Harbinde ihtiyat zabitı ve hastalık günlerinde, yatağında.
Haşim'in Bir Dizesi
Denizlerden esen bu ince hava saçlarında eğlensin. Eğlence kelime anlamı itibariyle ''Neşeli ve hoşça vakit geçirten şey'' olarak TDK'de tanımlanır. Bu kelimenin gerçekleşmesi için insanın veya bir varlığın kendine ait hissettiği yerde olması gerekir. Nitekim kişi veya varlık kendisine ait hissetmediği yerde karanlıkta duran ışık gibi göz alır. Düşünün ki Altından klozeti bulunan bir tuvalete en güzel cilde sahip, hakkıyla çevrilmiş, dünyanın akıbetini değiştirecek bilgileri ihtiva eden kitaplarla donatılmış olsa bile o tuvalet ne bu kitaplarla donatıldığı için ne de Altından yapıldığı için bir değer kazanmaz. Çünkü Altın Tanrı'nın özenerek yarattığı kadının vücudunda değerliyken kitaplar ise sadece kütüphanelerde değerlidir. İnsanoğlu dünyada her şeyiyle kendi düşüncesinin esiri olurken şüphesiz Hz. Âdem'den Aydın'a kadar gelen bütün insanlar denizden gelen havanın o zarif kokusunu dünyanın en güzel kokusu olarak tanımlamıştır. Şair de bu somut olan nesnelliği anlam itibariyle soyut olan fiille birleştirerek muhteşem bir dize ortaya koymuştur.