Baş başa kaldık yine.
Bir bardak su masanın üstünde, kahvenin dumanı üstünde, cumanın mübarek ay ışığı gözüme giriyor dumanın. Tütün kırıntılarından heykelcikler eriyerek nüfuz ediyor içime, daha derine... Yarın ya da bu gün; yeni yıl, yeni umut, yeni ümit, bir şeylerin değişeceğini üzerinden geçen hayali zaman .Bir yıl daha geçti. Çok hızlı geçti değil mi? Yıllara anlam yüklemeyecek kadar, gidenin arkasından ağlamayacak kadar zaman geçirdim şu hayatta. Kötü anıların olduğu kadar , iyi anılarım var diye şükür edenim. Asla umutsuz biri olmadım, ölene kadar da umut edeceğim. Gel gelelim, yıllardır aynı umutları tekrar edip durarak aynı boşluklarla yeni yılın gelişini kutlamak, fazlasıyla yavan geliyor artık. Bu konuda kimseyi değil, kendimi biraz sahte buluyorum. Evet, sarılmamız gereken şeyler var ve biliyoruz ki, tazeleme ister hep hayat. Yeni yılın gelişini kutlamak da bir çeşit tazeleme isteği; buz gibi bir havada, çamur içinde debelendikten sonra sıcacık bir duş alıp mutlu bir vakit arzulamak gibi.
Fakat iki an arasında değişecek olan bu zaman, getirmekten ziyade yine götürecek sanki; yine dillerde güzel temenniler olacak, kalplerden yine iyi niyetler havalanacak, umacağız, çok umacak ve yine hiçbir şey olmayacak. Dolu dolu geçen kocaman bir sene. En olduğum, en dolduğum, en ne kadar şey varsa yaşadığım kocaman sene. Acısıyla mutluluğuyla, sevinciyle hüznüyle geçen, ödemem gereken ne kadar bedel varsa ödediğim, en boşverdiğim, en kendimi bulduğum sene… Bitti. Şimdi umut diliyorum kendime, inanç ve vicdan. Merhamet ve sevgi, ümit ve yenilik, aile ve güven. Yorgunlukla geçen, acıyla biten, sevinçle yenilenen, kederle harmanlanan kocaman senenin sonunda… Üzen, mutsuz eden, nefret ettiğim, sevdiğim, saydığım, ezdiğim, yerdiğim, saygı duyduğum, özendiğim, kıskandığım,