1/10
·480 syf.··
2026 22. kitabı
çok tatlı bir mahalle kitabı ama düşündüğümüz mahalle yobaz bir mahalle. Kızın tek amacı evlilik, herkes sürekli dedikodu yapıyor. eğer ki ben yobaz bir mahalle okuyacağım ve feminizmden nefret ediyorum, kız dediğin şöyle olucak böyle olucak diyorsanız bayılacağınız bir kitap. Sakın kapağına kanıp aa güzelmiş demeyin ben okudum pişmanım
Elzem: Leyla GecesiHümeyra · Guardian Yayınları · 2026129 okunma
imdat
Yok dayanamıyorum, bir kitaba başlayıp yarım bırakmaktan veya bir seriyi yarım bırakmaktan nefret ederim ama olmuyor yani sabredemiyorum. Okurken gerçekten sinir harbi geçiriyorum. Kadın aklımla dalga geçiyor resmen ya. Hiçbir şey mi manalı olmaz, hiçbir olayın mantıklı bi sebebi yok. Bi karakter atıyor ortaya en kötüsü en nefret dolusu bakışları olan bi tip 50 sayfa sonra aa bunu iyi yapalım aslında yaptığı her şeyin böyle bi sebebi olsun. Ya ama bize bi hissettir bunu karakterde damdan düşer gibi aniden aklına geldiği gibi yazamazsın. Dünyanın bi düzeni yok oturmuş hiçbir şey yok. Ölümüne korunan kaç yıllık şehir ortalık malı oldu. Önem verilen durumlar 5 dakika sonra harcanabilir bi konumda oluyor, e hal buyken ben okuduğumu ciddiye alamıyorum yani. Zaten Ryhs ve Feyre beni çıldırtıyor yani her ortamda bi çekim muhabbeti ay tamam anladık en çok sizsiniz. Zamanında taciz edildiği için korunma olarak kütüphaneye sığınmış kadınlar hakkında konuşup bunun dramını yapıp 3 sayfa sonra orada sevişmekten bahsediyorlar ya gerçekten mi! Bu seriyi neden bu kadar çok seviyorlar hiç anlam veremedim maalesef. Yan karakterler daha aklı başında ama yine derinlik yok bi türlü okura geçmiyor. Yazar o an karar verip böyle bir şey olsun diyip yazıyor hissi veriyor. Zaten 2. Kitaptan sonra sabrım dolmuştu çünkü onun serinin en iyi kitabı olduğunu söylüyorlardı. Hadi dedim inat ediyim biraz daha okudum, ki bu kitabın başı güzel başladı bence Tamlinin sarayını içten çökertme çalışmaları olsun, kemik toplayan adama ziyaret olsun güzeldi ama gerçekten her yerden bi saçmalık fırlıyor iki güzel olaya denk gelicem diye bu kadar vaktimi vermeye katlanamıyorum yani. Her şey çok zorlama Tamlin nefreti de başta geliyor mesela. Yan karakterler daha sevimli mesela onları okusaydık sadece keşke
Kanatlar ve Küller SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20183,517 okunma
Reklam
Allah'ım Allah'ım ben ne okudum öyle
9/10
·395 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:47
Harry Potter serisi'nin üçüncü kitabı ile sizlerleyim Azkaban Tutsağı’yla birlikte Rowling bize şunu söylüyor: "Dünya siyah-beyaz değil Harry. Bazen canavar sandığın şey, senden daha insan." Bu kitaptan sonra anlıyorsun ki asıl Azkaban dışarıdaymış. Hani şu "herkesin doğru bildiğini" sorgulamadan kabul ettiğimiz yer. Sirius Black, Lupin, hatta Snape... Hepsi birer önyargı dersi. Şu snape ve malfoy olacak o şahsa çok sinirlendim çok sinir bozuculardı Zaman Döndürücü kısmı en sevdiğim kısım oldu diyebilirim Herkesin bir Zaman Döndürücüsü olsa neyi düzeltirdin? Rowling cevabı veriyor: Hiçbir şeyi. Çünkü geçmişi kurtarmaya çalışırken bugünü kurtarıyorsun aslında. Serinin en akıcı kitabı bu. Sayfalar uçuyor çünkü her bölüm "aa öyle miymiş" dedirtiyor. Marauder’s Map, Hippogriff, Patronus... Çocukken okuyup "keşke bende olsa" dediğimiz her şey burada. Ama asıl sihir şu: Kitap bitince sen de Harry gibi anlıyorsun. Kimse masum değil, kimse tam suçlu değil. Herkesin bir hikayesi var. Hatta Azkaban’da bile.
Edebiyat
Harry Potter ve Azkaban TutsağıJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları Yayınları · 202242,3bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 7. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 03:00
Yüz yirmi sayfalık bir klasikten en fazla ne beklenebilir ki? Ben de beklentimi asgari ölçüye indirip başladım okumaya. Ama hem kısa hem de sürükleyici olmasından dolayı bir gecede bitirdim. Birçoğumuzun aklına klasik deyince Suç ve Ceza, Sefiller, İki Şehrin Hikayesi gibi kült eserler gelir. Maalesef daha bir okuma zemini oluşmadan, çevreden gelen “Aa! Daha okumadın mı!” baskılarıyla koca koca kitapları okumaya, anlamaya çalışıyoruz. Sonuçsa o koca kitapların başında sıkılıp, okumaya yıllarca ara vermek oluyor bazen. Ancak kitabın sayfa sayısı değildir içeriğini belirleyen faktör. Veya herkes aynı türleri sevmek, benimsemek zorunda değildir. Biri dünya klasiği okur, öteki türk edebiyatı sever, bir diğeri bilim kurgu aşığıdır vesaire. Önemli olan hangi türle bağlantı kurduğunuzu bilmek ve ona göre kitap seçimi yapmaktır. Bunun sonucunda farklı bir tür arayışına girilebilir diye düşünüyorum. Kitaba gelecek olursak; büyük buhran esnasında insanların açlıkla, en temel insani ihtiyaçlarıyla sınanmasını okuyoruz. Bir dans maratonu düşünün ki saatlerce dans etmek zorundasınız ve on dakikalık aralarda uyku, yeme-içme gibi en temel ihtiyaçlarınızı karşılamak durumundasınız. Ve hiç durmadan aylarca dans etmeniz gerekiyor ki sonunda kazanan çift siz olmalısınız. Eğer kazanırsanız zenginler için cüzi bir miktar olan ama sizi bayağı rahatlatacak bir para ödülüne sahip oluyorsunuz. Yeni nesil bir gladyatör arenasında günlerce hatta aylarca dans etmek… Empati kurabildiyseniz devam ediyorum. Hikayemiz sonda olan olayı anlatarak, bir mahkeme sahnesiyle başlıyor. Daha sonra olayın oraya nasıl vardığını anlıyoruz. Robert ve Gloria’nın bir rastlantı sonucu tanıştıktan sonra ani bir kararla maratona başlamasıyla, karakterlerin ruhani çalkantılarıyla birlikte kitabı sonlandırıyoruz. Daha
Atları da VururlarHorace McCoy · Dedalus Kitap · 2026660 okunma
5/10
·328 syf.··
2026 1. kitabı
Yorum ve incelemelere dayanarak beklentim daha derin bir kitap okuyacağım yönündeydi. Kötü diyemeyeceğim ama bu beklentimi karşılamadı. Daha çok kafa dağıtmalık, hızlı ve rahat okunabilecek akıcı bir kitap. Ben yazarın yarattığı gizem hissini, kurguyu, twistleri beğendim. Fakat kitabın büyük kısmını oluşturan diyalogları beğenmedim. Argo, günlük dil kullanımından rahatsız olmadım ama karakterler arası konuşmalar gereksiz uzatılmış, konuşulan asıl konunun etrafında çok dönüp dolaşmış bence. Mahalle sakinlerinin konuşmalarla yapmaya çalıştığı şeyi anlıyoruz evet ama çok etkileyici, çok derin, felsefik değil. Dünyada ilk gününüz değilse bunları zaten çok önceden düşünmüş, aklınızdan geçirmişsinizdir. O yüzden hiçbir cümle beni durup düşündürmedi, aa evet böyle demedim. Takılmadan üzerine kafa yormadan yaptığım bir okuma oldu.
Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz MisafirSezgin Kaymaz · April Yayıncılık · 20172,307 okunma
Öteki’nin Aynasında Parçalanan Benlik
Puan vermedi
Fanon, dünyaya bir özne olarak geldiğini ama beyazların dünyasında kendisini diğer nesneler arasında sadece bir eşya gibi keşfettiğini söyler. İnsanların bakışı onun kişiliğini değil sadece dış görünüşünü görür. “Aa anne zenciye bak” bir çocuğun sözüyle, o an’a kadar kendisini insan olarak hissederken, çocuğun ona korku dolu bakışını ona siyah ve korkutucu olduğunu hatırlatır. Fanon maruz kaldığı bu ırkçılığa karşı akıl ve bilimle karşı koymaya çalışmaktadır. Siyah bir çocuk kendi ailesi içinde normal ve huzurlu bir çocukluk geçirebilir. Ancak ne zaman ki beyazların dünyasına temas eder, işte o zaman ona kendisinin farklı olduğu hissettirilir. Çocuk beyaz olanı iyilikle siyah olanı ise vahşilikle özdeşleştirir. Kendi siyah ailesini ve kimliğini zihninde kötü ve yabancı yere koymaya başlar. Toplumsal baskıların sonucu olarak siyah insan, beyaz adamın bakışını içselleştirir. Bu durum siyah insanın ruhunu ve kimliğini parçalayan bir psikopatolojik durumdur. Siyah insan kendi siyahlığını bir eksiklik olarak görmeye başlarsa beyazlaşma tutkusuna kapılmış demektir. Bu kişinin kendi gerçekliğinden kaçarak beyaz dünyaya sığınma çabasını gösterir. Siyah insanın sadece beyaz adam tarafından tanınmak için verdiği mutsuz çabayı eleştirir. “Ben geçmişin kölesi değilim” diyerek insanın bugününü ve geleceğini kendisinin kurması gerektiğini savunmaktadır. Eda Siyah Deri Beyaz Maskeler Frantz Fanon
İnsan ve Duygular
Siyah Deri Beyaz MaskelerFrantz Fanon · Metis Yayınları · 2020689 okunma
Reklam
Reklam