"O günden sonra kız, oğlanın mezarına hep açelyalar bırakmış. Açelyalar o zamandan beri, kavuşulmamış, bitmemiş aşkları temsil eder. Birine açelya verirsen kalbini de vermiş olursun, ama bu aşkınızın imkansız olduğunu gösterir."
En deli olduğum o yıllarda öğrendiğim şeylerden biri şuydu: İnsan, duvarlarla çevrili, pencereleri parmaklıklı, kapısı kilitli, delilerle dolu bir odada bulunabilir, hatta tek başına bir tecrit hücresine tıkılabilirdi, ama içinde bulunduğu oda orası değildi aslında. İnsanın asıl bulunduğu oda hatıralarından, ilişkilerinden, olaylardan, bin bir çeşit görünmez güçten oluşuyordu. Bazen delüzyonlardan. Bazen halüsinasyonlardan. Bazen arzulardan. Bazen hayallerden, umutlardan ya da hırstan. Bazen öfkeden. Önemli olan, gerçek duvarların nerede olduğunun ayrımına varabilmekti.
ve "Willem" diyorum sana, "sen de benim gibi mi hissediyorsun? Sence o benle mutlu muydu?" Çünkü mutluluğu hak ediyordu. Hiç birimizin mutlu olacağının güvencesi yok ama o hak ediyordu. Fakat sen gülümsemekle yetiniyorsun, bana da değil, uzakta bir yere ve hiç cevap vermiyorsun.