eda

eda
faust
eğer burnum sızlarsa, eskaza gözüm dolarsa; çevremdeki herkesin yerlere kapaklanıp birer birer ağlayacağını ve benim ne olduğunu anlamamış bir hâlde kendimi unutup deli gibi onları susturmaya çalışacağımı düşüne düşüne ağlayamayan, anlatamayan, sendelemeyen, hasta olduğunun bile farkında olmayan birisi oldum. çünkü ne zaman gözüm dolacak olsa bir şey bulup ağladınız. ben o an bir yerde durmuş beş saniye bir şeyin sancısını çekmek üzereydim ki bir baktım siz ölüyordunuz.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
bu ıtır senin icadın değil, saçlarımdan uçan bahardır
kahrolman gereken şeyler olduğunun bilincinde olmak, buna büyük bir kuvvetle karşı koymak ve bunun seni kahretmesi.
muhtaçlık sevgiyi örter ve onu yok eder biliyorsun. sabah yedi akşam beş ilişkilerinden midemi hissetmiyorum. sen benim rızkımı veren değilsin. beni yaşatan bana ömür veren değilsin. bir akciğer değilsin nedir herkesin bağırıp durduğu şu yalanlar tiradı. sen benim sevdiğim adamsın sadece. ve biliyor musun birileri olmadan yaşayamayacak herkes, hiçkimseyi yaşatamaz bu hayatta. bunları düşün. ben attila ilhan değilim, hiçkimseye mecbur değilim. aşk aşktır, ekmek ise ekmek. su sudur, gök göktür ve bir insan bir insanın yolu değil yol arkadaşıdır ancak.
ölüm bile insana yakışıyor. dağa vermişler yıkılmış da insan alışmış. bu yüzden ölüm bize verilmiş, biz böyle arsız böyle her şeye eyvallah çekebilecek aşağılık varlıklar olduğumuz içinmiş. ama ben alışmadım. daha az aşağılık olduğum için değil. sadece alışamadım. ama o zaman nasıl yaşadım, bilmiyorum. bir taş kadar bile olamadım.