Ailesinden yüklü miktarda miras kalan Baron Friedrich Von R. (kısaca Baron), ailesi gibi burjuva sınıfından olan, hayatı boyunca hiç çalışmasa dahi paraya ihtiyacı olmayacak biridir. Geçim derdi bulunmayan kahramanımızın başka dertleri vardır; yaşam tutkusunu, hırsını, heyecanını, arzularını kaybetmiştir. Kalbinin hızlı atmasına sebep olacak hiçbir olay yoktur. Öyle ki, sevdiği kadından gelen “ben artık başka birini seviyorum, hayatımı onunla sürdüreceğim, lütfen kendine zarar verecek bir şey yapma” mealindeki mektup dahi onu etkilemez. Bu mektup karşısında öfkelenmeyen, kıskançlık dahi hissetmeyen kahramanımız artık içinde bulunduğu ve onu giderek boğan hissizlik girdabından tam olarak emin olur.
Tam burada bir virgül koymak istiyorum, çünkü kitabı okurken Baron’un içinde bulunduğu durum; yakın zamanda okuduğum Albert Camus’un “Yabancı” adlı romanındaki kahramanın ruh dünyasını bana hatırlattı. Her iki kitapta da kahramanlarımızın içinde bulundukları çevreye karşı bir duyarsızlaşma, hissizleşme halleri söz konusu.
Olağanüstü Bir Gece’de kahramanımız Baron içinde bulunduğu hissizleşmenin ve topluma karşı yabancılaşmanın farkındadır ve bundan rahatsızdır. Bunu durumu aşmak için türlü şeyler yapar, bir suç (hırsızlık) işlediğinde bundan en azından içinde bulunduğu toplumsal sınıfın bunu onaylamaması sebebiyle ve dışlanma korkusuyla kendini sorgular, kendine bunu yakıştırmaz. Oysa “Yabancı” isimli eserde kahramanımızın içinde bulunduğu durumdan, suç (kasten adam öldürme) işlemekten rahatsızlığı yoktur, içinde bulunduğu durumu, toplum tarafından dışlanmayı, hissizleşmeyi kabullenmiştir.
Kahramanımız Baron, tesadüf eseri ve hiçbir beklenti içinde olmadan gittiği at yarışlarında bir burjuvaya yakışmayacak hareketlerde bulunur. Hatta hırsızlık yaparak birinin kuponunu