Haydi ama, toplayın şurayı!” dedi görevli ve insanlar açlık sanatçısını samanlarla birlikte kaldırıp gömdüler. Kafesine ise genç bir panter koydular. Uzun süredir boş olan kafesin içinde bu vahşi hayvanın oradan oraya sıçraması, en duyarsız insanı bile rahatlattı. Panterin hiçbir eksiği yoktu. Sevdiği yiyecekleri bakıcılar hemen getiriyorlardı; panterin özgürlüğü özlediği bile söylenemezdi; kendisi için gerekli olan her şeye neredeyse fazlasıyla sahip olan bu soylu vücut, özgürlüğü de beraberinde taşıyormuş gibiydi; özgürlük sanki dişlerinin arasında bir yerdeydi; hayattan aldığı zevk ağzından öyle güçlü bir kor gibi çıkıyordu ki seyircilerin kaçmayıp kafesin önünde kalmaları hiç de kolay değildi. Fakat korkmalarına rağmen yine de kafesin etrafını sarıyor ve uzaklaşmak istemiyorlardı.
“Çünkü ben aç kalmak zorundayım, başka türlü davranamam.” dedi açlık sanatçısı. “Bak sen,” dedi görevli “neden başka türlü davranamazsın?” “Çünkü ben,” dedi açlık sanatçısı, başını biraz kaldırdı görevlinin kulağına doğru konuştu: “Çünkü bana lezzetli gelen yemek bulamıyorum. Hoşuma giden yemek bulsam, gösteri yapmaz, senin gibi, herkes gibi karnımı tıka basa doldururdum, inan.”
On bir bin dokuz yüz doksan dokuz balık, “İyi geceler.” diyerek gidip uyudular. Büyükanne de uyudu. Ama bir tane küçük kırmızı balık ne yaptıysa da gözlerini uyku tutmadı. Sabaha kadar denizi düşündü durdu.
1920’lerde mali krizin arifesinde zenginlerin aşırılıklarını ve fakirlerin sefilliğini vurgulayan pek çok işçi temsilcisi ve radikal aktivist mevcuttu. Buna karşılık 21. yüzyılda bambaşka türde ve çok sayıdaki ideolog sürüsü bunun tam karşıtını yayıyor: eşitlikten son derece uzak olan toplumumuzda her şeyin iyi olduğunu ve çaba gösteren herkesin çok daha iyi bir konuma geleceğini. Motivasyon hocaları ve olumlu düşünmenin diğer temsilcilerinin, sürekli çalkalanan iş piyasası yüzünden mali yıkımın eşiğinde bulunan insanlara iyi bir haberi var: en ürkütücü “değişimleri” bile kucaklayın ve bunları fırsat olarak görün.