Abdullah ayağını Ebu Cehil'in boynuna koydu. Ebu Cehil, "küçük çoban! Yeteri kadar yükseldin demek" dedi. Daha sonra, savaşı hangi tarafın kazandığını sordu. Abdullah, "Allah ve Rasulü kazandı "dedi. sonra başını kesip Peygamber (s.a.v)'e götürdü.
“Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük mükafat vereceğiz.” (Nisa, 74)
Arabistan’ı terk etmesinin ardından, Mehmed Ali oğlu İbrahim’i Vehhabilere karşı savaşmak için Mısır ordusunun başına geçirdi. İbrahim son derece becerikli bir taktisyen olduğu için bu iyi bir seçimdi. Ancak sefer daha başlangıçta çöl toprağının Vehhabilerin etkili bir müttefiki olduğunu göstermesiyle gecikti. Diğer yandan, İbrahim hızlı öğrenen biriydi. Vehhabilere karşı kin güden Bedevi kabilelerine güvenerek, Arabistan Yarımadası’nın çöllerinin derinliklerine doğru ilerledi. 1818’de Necid’deki Vehhabi hareketinin kalesi Dariyya’yı ve İbn Saud kabilesinin lideri Abdullah’ı ele geçirdi. İbrahim, Abdullah’ı hainlikten dolayı başının kesileceği İstanbul’a gönderdi. Vehhabiler 1818 sonrası Osmanlı İmparatorluğu’na başka bir ciddi askeri tehdit yaratmayacak olmalarına rağmen, içtihadın kısıtlı kullanımıyla İslam’da reforma çağıran bu ideolojinin daha az militan yönleri Arap ülkelerindeki Sünni âlimler arasında yayılmaktaydı.
“En son o gelir de / İnsan ne çabuk ölüyor be Mevlana / Hiç tanımadan kendini / Ve tanışamadan / Kendi gibilerini / Gidip gömüyor elleriyle // Bilirim / İdris Nebi keser kefeninin bezini / Itırlar kokular gül şehrinden gelir / Erken değildir artık gidişin / Yalnızca küçük bir sızı / İçimize ektiğin / Öyle ki hiç bırakmayacak peşimizi / Öğrendik şimdi / Kime zengin dendiğini / Mevla öyle güzel bir kalp vermiş ki sana / Başka şeyden ölecek değildin ya / Ama bağlamasaydı bunu elli altıya / Birkaç düş daha ekerdin toprağımıza / Nasıl olsa bitmeyecek gürültüsü dünyanın / Sen gittikten sonra da / Ne zaman geleceğini bilmediğin / Bir pazartesi ertesinde / Başımızı yana eğip / Düştük yoluna Eyüp Sultanın / Bütün dillerde inandık sana / Ama yalan değil gidişin / Endişelenme/ Söylediğin şarkıları / Uçurtmalar mırıldanıyor/ Gökyüzünde/ Biz şimdi yeşil elma yiyip / Dua ediyoruz ardından / O yıldız terk etmedi bizi/ Çevirip baktığımızda başımızı/ Daha parlak göz kırpar çocuklara.../ -ardından ağlamasam olmaz mı-"
Kendi tedbirsizliğimizin olumsuz karşılığını alınca takdir buymuş diyerek kendi suçumuzu örtmeye çalışmayalım. Tedbirsizlik suçlu olmayı ve ceza getirir. Takdiri yok saymak kibiri getirir.