(Bu sebepten ötürüdür ki, sahip olduğumuz sürece *hayatın en büyük üç saadetini, yani sağlık, gençlik ve özgürlüğü fark etmeyiz, ne zaman ki kaybederiz ancak o zaman ayırdına varırız onların,* çünkü onlar da (bir şeyin bizatihi varlığı değil) yokluk(u) halidir. Hayatımızın belli günlerinin mutlu olduğu dikkatimizi ancak bunların yerini mutsuz günler aldığında çeker.
*Zevkler ve hazlar arttıkça bunlara karşı duyarlılığımız azalır;* alıştığımız şeyleri artık bir zevk olarak hissetmeyiz. Fakat acıya duyarlılığımız tam da bu şekilde artar; çünkü alıştığımız şeyin(kökünün) kesilmesini acı şekilde hissederiz. *Dolayısıyla zaruri olanın ölçüsü sahip olmayla artar* ve böylelikle acıyı hissetme kapasitesi de. Saatler ne kadar hoşça geçirilirse o ölçüde uzadıkça uzar, geçmek bilmez, çünkü müspet mahiyete sahip olan şey zevk değil acıdır, onun bizzat mevcudiyeti kendisini hissettirir. Benzer şekilde eğlendiğimizde değil sıkıldığımızda zamanın farkına varırız. *Her iki durum da hayatımızın en mutlu anının(varlığımızın) en az farkına vardığımız an oplduğunu kanıtlardemek ki ona hiç sahip olmasaydık(onun hiç farkına varamasaydık) daha iyi olacaktı.
Nasıl ki bütün bedenimizin sağlığını değil, fakat sadece ayakkabının vurduğu küçük noktayı hissedersek, tıpkı bunun gibi mükemmelen yolunda giden bütün işlerimizi değil, fakat sadece bizi üzüp rahatsız eden önemsiz, anlamsız, küçük bir işi düşünürüz. Her vesileyle vurguladığım gibi, acının ıstırabın müspet tabiatına karşılık olarak, iyiliğin ve mutluluğun menfi tabiatı işte buna dayanır.
Nasıl ki küçük bir akarsu herhangi bir engelle karşılaşmadığı sürece bir birikinti yapmazsa, insan tabiatı, keza hayvan tabiatı da öyle bir yapıya sahiptir ki irademizle uyum içinde cereyan eden hiçbir şey dikkatimizi çekmez ve algımızın konusunu teşkil etmez. Eğer ona dikkat kesilecek olsaydık o zaman kaçınılmaz olarak, onun irademizle uyum içerisinde olmadığı, bir engelle karşılaşmış olması ihtimali altta yatan neden olarak saptanırdı.
Dolayısıyla mutluluk her zaman gelcecekte, değilse geçmiştedir ve içinde bulunulan an, rüzgarın güneşli bir vadi üzerinde sürüklendiği küçük kara bir buluta benzetilebilir; bulutun önünde ve arkasında her şey pırıl pırıldır, sadece kendisi her zaman bir gölge düşürür.