Günümüz dünyasının çoğu kültüründe duygular, olumlu ve olumsuz diye kategorize edilir ve olumsuz duygular yaşanmak istenmeyen, hatta kabul edilemez durumlar olarak değerlendirilirler. Oysa, olumlu ya da olumsuz olarak nitelendirilen duyguların tümü insan doğasının gereğidir, organizmanın kendini ifade etme ihtiyacından kaynaklanırlar. Üstelik, örneğin depresif bir ruh haline girdiğinizde, bunu bir an önce atlatılması gereken bir durum olarak algılayıp ondan kurtulmak için kendinizi zorladığınızda, yaşanmasına izin verildiğinde nasıl olsa sona erecek bir ruh halinin süresini uzatmış da olabilirsiniz.
Sevilebilmek için kendimizi ortadan sildiğimizde, kendimizi ve başkalarını sevebilmemizin yolu da darılıyor, sevilmek için uğraşırken sevmekten uzaklaşıyoruz.
Gölgesiyle kopukluk yaşayan insanlarda sık görülen bir davranış vardır: Kendilerini doğrudan ilgilendirmediği halde, diğer insanların bazı davranışlarını ya da yaşam biçimlerini yargılama eğilimi.
Gölgeden yoksun bir hayat cılız ve ruhsuzdur. Ego ve gölge işbirliği yaptıklarında insan kendisini hayat dolu ve canlı hisseder. Böyle bir durumda ego, içgüdüsel güçlerin yolunu kapatacağı yerde onları yönlendirir. Bilinç dünyası genişler, düş gücü ve yaratıcı potansiyel etkinlik kazanır. Bedensel etkinlik de artar, hatta bazen yaratıcı kişinin gölgesinin geçici olarak taşkın davranışlarına yol açabilecek ölçülere ulaşarak.