insan, geleceği düşünmeye başladığı andan itibaren, yaşamakta olduğu cenneti terk edip anksiyete dünyasını adım atar; üzerine kaygının gri tonu çöker, hırs dürtüsü oluşur, mülkiyet başlar ve "düşünceden yoksun" yabanın keyifli hayatiyeti kaybolur.
Eskiden paradan ulu orta söz edilmesi adaba uygun görülmezdi, domatesin ya da patatesin pazarda daha ucuz olup olmadığı gibi konuların sohbet aracı olmaktan öte bir anlamı yoktu; mülk edinme isteği kitle histerisine dönüşmemişti, kiralar zaten makuldü. Yoksullar bile paradan pek söz etmezdi, onurluydular, ayakkabı pençelenir, giysiler yamanırdı sessizce; aristokrasinin olmadığı, zenginle fakirin aynı eğlenceyi, hatta bazen aynı sofrayı paylaşabildiği bir kültürden geliyorduk. İktidar o zaman da önemliydi, ama para ve iktidar bugünkü kadar birbirine geçişmemişti.