"Vehm-i hümayun" sözü tabiatiyle hoşuma gitmiyorsa da, babamı yazacak olanlardan övücü şiirler değil, tarih beklediğimden ve bu da maalesef hakikat olduğundan, kabule mecburum. II. Abdülhamid'in oğlu Şehzade Abid Efendi
İnkılâp Kitabevi 2022·Kitabı okuyor
Alıntı
İçki, her türlü çirkin fiillerin sebebi olduğu için ona kötülüklerin anası manasına gelen "ümmü'l-habais" ismi verilmiştir. Nesai'nin Hz. Osman (r.a.)'dan rivayetine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İçkiden sakınınız. Çünkü o, kötülüklerin anasıdır. Biliniz ki sizden öncekilerden abid bir adam vardı. Ona aşufte bir kadın musallat oldu. Ona cariyesini göndererek: Seni şahitliğe davet ediyoruz, dedi. Adam kalkıp cariye ile birlikte gitti. Eve geldiklerinde, her kapıdan girdikçe cariye arkasından kapıyı kilitledi. Nihayet güzel bir kadının yanına geldiler. Kadının yanında bir çocuk ve bir şişe şarap vardı. Dedi ki: Ben seni şahitlik için çağırmadım. öldürmen için çağırdım. Adam dedi ki: Bu şaraptan bir kadeh ver, dedi. Kadın ona bir kadeh içirdi. İçince bir kadeh daha istedi. Getirdiler. Sarhoş oluncaya kadar içti. Neticede kadınla zina etti, çocuğu da öldürdü. Onun için siz içkiden sakının. Zira, Allah'a yemin ederim ki, ayyaşlıkla iman bir arada bulunmaz. Bunlar bir araya geldiğinde mutlaka biri diğerini çıkarır.
Sayfa 259 - Ensar yayınları
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İbâdet Ne Demektir? Abd kökeninden gelen ibâdet, göklerin, yerin tek egemeni ve bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a (c.c.), kalben ve bedenen tam teslim olup emirleri doğrultusunda yaşamak ve yasaklarından titizlikle kaçınmak demektir. İbâdet edene âbid, ibâdet edilene ma'bûd ve ibâdet edilen yere ma'bed denir. Abidin inançlı ve bilinçli olup ibâdetlerini sadece Allah rızası için yapması, ma'bûd'un hak ve gerçek olup bütün âlemlerin Rabbi olması ve ma'bed'lerin tertemiz olması şarttır.
Sayfa 64·Kitabı okuyor
"Onlar, O'nun korkusundan titrerler. "197 Bu itibarla ne zaman ki ezelde takdir edilen kader ve kazadaki hükümden korkmak ve sakınmak ortadan kalkarsa -ecel vakti bu durum inkişaf ederse- o zaman Allah'ın azabından emin olmak galebe çalar ki bu, kibri mucip kılar. Kibir ise helak sebebidir. Bu bağlamda kibir, emniyet içinde olmaya işarettir. Emniyet içinde olmak ise helak edicidir. Tevazu korkunun delilidir, korku ise insanı saadete kavuşturur. O hâlde âbid kişinin, kibri nefsinde gizlemesi, insanları hakir görmesi ve onlara tepeden bakması nedeniyle ifsat ettikleri, amellerinin zahiriyle ıslah ettiğinden daha fazladır. Kalpteki kibir hastalığı işte böyle marifetlerle izale edilebilir. Nefis, bu bilgilerden sonra mütevazı olduğunu ve kibirden kaçındığını iddia etse de yalancıdır. Bir hadise vuku bulduğu zaman o, tabiatına döner, vaat ettiğini unutur. Bu nedenle de tedavide sadece bilgiyle yetinmek yetmez. Bilgiyi amelle tekmil etmek, kibrin coştuğu durumlarda mütevazı insanların fiilleriyle nefsi denemek gerekir. (...)
Sayfa 142 - 197 Enbiya suresi, 21:28.·Kitabı okudu
Üçüncü Derece: Bu derecede kibrin alametleri kişinin dilinde görülür. Öyle ki bu derecedeki kişi iddialaşmaya, böbürlenmeye davet eder, nefsi tezkiye etmekten, kendi halinden ve makamından, kendisinin ilim ve amelde başkalarından üstün olduğundan bahseder. Bu derece, bir önceki derece bahsedilen kibrin hâl ve hareketlere yansımasından daha kötüdür. Abid kişi ise böbürlenme bağlamında başka âbidlere "Onlar da kimmiş? Onun ameli ve zühdü ne kadarmış?" der ve onları kusur ve eksikliklerle itham ederek onlara dil uzatır. Sonra nefsini överek "Ben şu zamandan beri bir şey yemeden oruç tuttum, geceleri uyumadım, her gün Kur'an'ı hatmettim. Falan kişi ise seher vakti uyuyor, çok Kur'an da okumuyor!" gibi laflar eder. Sonra kendi nefsini temize çıkartmayı ima ederek "Falan kişi bana sataştı ve bundan dolayı çocuğu öldü, malını kaybetti ya da hastalandı.” gibi cümleler kurar. Böylece kendisinin değerli olduğu iddiasında bulunur.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Kindî'nin üzüntü nedenlerinden kurtulmak ve nefsin yetkinliğini sağlamak için bir tür inziva hayatını önermesine karşılık Belhî'nin sosyal hayata katılmanın önemi üzerinde durması, gerek bu hayata katılmanın, gerekse yararlı işlerle uğraşarak zihni üzüntü ve korku gibi kaygılardan uzak tutmanın psikoterapik faydalarını önemle vurgulamasıdır. Belhi, kuşkusuz yöneticinin ülkesini ve halkını daha iyi yönetmenin yollarını düşünmesi, bilim adamının ilmî eserleri mütalaa etmesi ya da eser hazırlaması, âbid veya zahidin "Rabbine yakarması ve ibadet etmesi" gibi amaçlı ve olumlu nedenlerle belirli zamanlarda kapalı ve yalnız kalmanın önemini kabul etmekle birlikte, bunların dışında, yüksek amaçlar taşımayan soyutlanmış hayatın ve meşguliyetsizliğin korku, keder ve üzüntü gibi patolojik arızaların ortaya çıkmasına veya gelişme göstermesine neden olacağım belirtmektedir.
Sayfa 30·Kitabı okudu