Suçlu Kim?
İnsan insanı şu fani dünyada hiçbir zaman tam manasıyla tanıyamazken, duygu perdelerinden mahrum olan şu sanal mecralarda muhatabını hakkıyla derk edebilmesi büsbütün imkânsızdır; zira bu kaygan zeminde, satırları kendi kaleminden ve sinesinden neşet etmediği halde başkalarının fikriyle sahte birer abide gibi rol yapan maskeli bir güruh olduğu gibi, işin hazin bir tersi olarak da kalbindeki ve özündeki cevherin milyonda birini dahi satırlara dökemeyen, yazdıklarıyla değeri asla anlaşılamayan saklı ruhlar mevcuttur. Beşeri münasebetlerde kim ne derse desin, muhatap karşısındakini daima noksan anlar ve bilir; hususan beş duyu organının yekpare kullanılmadığı, ruhun sezgisel ufku olan altıncı hissin devre dışı kaldığı bu ruhsuz dijital iletişim modellerinde insanı tanıma yüzdesi fersah fersah aşağılara düşer ki bu da kaçınılmaz olarak kalplerde derin bir emniyetsizlik ve güvensizlik peyda eder. Böyledir diye, köksüz orkidelerin(şükufecibaşımız kızmasın:) ve sahte suretlerin buhranıyla örselenen zihinde tetiklenen kaygı, kadere ve mutlak hakikate iman etmeyen bedbahtlar için ciddi bir ruhsal çöküş vesilesi iken; De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez fermanına sığınan mümin için, hikayenin sonunu görememenin verdiği o fani endişe süratle asil bir sakinliğe tebdil olur; çünkü o, hikayeyi yani kaderi en güzel şekilde yazan ezeli ve ebedi Sultan’a iman etmiştir. Bu sebeple beşeri münasebetlerin bilinmezlik dehlizlerinde zihni çok fazla yorup muhasebeler içinde boğulmamak, daha iyisi, daha mükemmeli vardır kaygısıyla ömrü israf etmek yerine fıtratın önümüze çıkardığı o ilk saf papatyayı, o ilk gülü #305500780 rıza ile kabul etmek gerekir; aksi takdirde narsistik bir mükemmelliyetçilik girdabına kapılmak, insanı
Duygu ve Düşünce
Orkideler ve Papatyalar
Bu sanal mecrada, üzerinde türlü süslü etiketlerle sahte birer abide gibi dikilen boş teneke profilleri müşahede ettim ve dün çokça bundan bahsettim, onları tabiatın en kibirli çiçeği olan orkideye benzetmekten kendimi alamıyorum; sığ ve kıt zekalarıyla bu teşbihi muhtemelen bir taltif zannedeceklerdir, lakin satırların gerisindeki o derin tahfifi idrak edecek ne akli mizanları ne de bu yazının devamını okuyacak okur-yazar sabırları vardır. Evet sevgili papatyalar sözlerimin devamını sizler okuyacaksınız buyrun: Orkideler dışarıdan bakıldığında harika görünür, gözü cezbeder ve debdebeli bir ihtişam sunar; lakin asılları ve hakikatleri tamamen kof bir illüzyondan ibarettir. Maddi bir fayda ve gösteriş beklentisi içinde olanlar için orkide çok şey ifade edebilir, hatta en azından zehirli olmadıkları için fıtraten şükretmek de icap edebilir; lakin manevi tarafta, kökleri toprağa bağlı olan sineniz, bu suni çiçeğe sadece çiçek olduğu için şeklen saygı duyar, ötesini vermez. Zira orkidelerin kökleri vardır, ancak bu kökler sadakatle sarılacakları bir toprağa değil, başka ağaçların kabuklarına tutunarak asalakça yaşarlar; saksıdan taşan o süngerimsi, çıplak ve yeşil uçlu kökleriyle kendi kendilerine fotosentez yapıp kibirle beslenirken, fıtratın asıl anası olan toprağı beğenmeyip adeta ona yukarıdan bakarlar. İşte tıpkı o yapay unvanların, hafız, hadisçi, islami ilimler ve arapça yada vahdet,bidat,tuğyan... etiketlerinin arkasına saklanıp köksüzce caka satan, ruhları buhran içindeki sanal şaklabanlar gibi, orkideler de topraksız, esassız ve bereketsiz birer gösteriş budalasıdır. Papatyalar ise öyle midir sen öyle misin aziz kardeşim; sen safi nur, baştan ayağa tevazu ve tam bir teslimiyet abidesisin. Papatya, başını kibirle semaya dikmez; bilakis sinesini fıtri bir
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
31 mayis 1971 Sinan Cemgil, Kadir manga, Alparslan Özdoğan
Dört bir yana haber salsam Öldü desem inanır mı Dört bir yana haber salsam Öldü desem inanır mı Dağlar bana geri verin Kadir’imi, Sinan’ımı Dağlar bana geri verin Kadir’imi, Sinan’ımı Jandarma kurşunu çaldı Canımı tenimden aldı Jandarma kurşunu çaldı Canımı tenimden aldı Nurhak’a abide kaldı Dağlar alsın selamımı Nurhak’a abide kaldı Dağlar alsın selamımı Nurhak sana güneş doğmaz Uçan kuşlar yuva kurmaz Nurhak sana güneş doğmaz Uçan kuşlar yuva kurmaz Dökülen kan yerde kalmaz Soracağız hesabını Dökülen kan yerde kalmaz Soracağız hesabını Böyle kalır sanma devran Yola devam eder kervan Böyle kalır sanma devran Yola devam eder kervan Öldü Sinan, doğdu Taylan Omuzladı silahını
Anısına saygıyla...
Nietzsche'nin kahkahası.
"Düşüncemin beynelmilel ile bağının kopuşunu mevki korumanın ve boşluğun reddinin açık bir tezahürü olarak görüyorum.Tecrübe bizi her zaman yeni bir kişiye dönüştürmektedir.Muhafazakar düşünceye saldıra saldıra muhafazakar düşünceye yaklaşabiliyoruz demek ki(Nietzsche nin kahkahası duyulur) İnsan meraklı olmaya görsün.Onun içindeki devirler ve devrimler iç hayatı bir hamur gibi yoğura yoğura sonunda yiyilecek bir lokma haline getirmiyor ne yazık.Şimdi ancak bu yoğrulmanın bir miktar 4.Mithridates zehri olduğu anlaşılıyor.Değişen düşüncelerin bizi fikirlerimizin kölesi değil efendisi olmaya hazırladığı anlaşılıyor.Makyevelizm bile anlaşılır hâle geliyor. Ebedi dönüşe yüzünü dönmek sonrasında biliyoruz artık zorunluluk.Hikaye nerde başlarsa orda biter.Düşünce kendi etrafında tur atmaktan başka bir şey değilmiş gibi görünüyor.Yaşamın daha üstün daha değerli bir abide olduğunu düşüncesini henüz terk etmiş değilim.-Nietzche'nin kahkahası- sana hükmeden düşünceni duymak isterim..." (Dipnot:Ovidus'un cenazesi limana geldiğinde aklımdan geçen parçalı düşünceler.)
Babam çıkarıp 2 dolar 1 manat verdi. Amacını anlamaya çalışırken Barış Manço'ya döndüm. Beş şair, bir abide İki abide, bir sultan Beş sultan, bir düşünür İki düşünür ise bir mimar youtu.be/ViJ-vczgQHE?si=...
Gecenin Hüznü
Ebedi bir uykunun cisimleşmesisin sen ey kadim gece! Huzursuzluğa dikilmiş bir abide! Zihne doluşan huzursuzluklarla İçe oturan ağırlık hissiyle başbaşa bıraktın beni... Bir zamanlar bana göz kırpan Beni kucaklamak için kollarını açan yıldızlar Artık bakmıyorlar yüzüme.
Şiir