(...) Osmanlılar, nazımda âbide eserler meydana koymalarına rağmen, nesirde daimâ zorlanırlardı. Osmanlı’nın nesri bile nazma yaklaşır, alelâde cümle kurguları bile şiir tüten bir keyfiyete bürünürdü. Orada her şey veya hemen hemen her şey şiirdi; haydutlarından askerlerine kadar hemen hepsinde bir miktar “şairlik” bulunurdu. 19’uncu asrın ikinci yarısına tekabül eden Batılılaşma çığırına kadar, yâni Osmanlı’yı “Osmanlı” yapan özellikler iyice silinip gidene kadar, nesirde kayda değer bir varlık gösteremediler. Bunun sonucunda, iman ve şecaatte zamanındaki her şeyin üstüne çıkmış olmalarına rağmen, aklî çabalar ve teknik hünerlerde geri kaldılar. Dünya çapında denebilecek ölçekte birçok şâir ve müzisyen yetiştirmiş olmakla birlikte, ne bir filozof, ne bir sofist, ne de bir belâgat ustası yetiştirdiler.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Nesir ve Mantık. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)