Muhterem Kâri, Kadın dediğimiz o cins-i latîf, cismi naif ve kendi afif abide-i hüsn; ben diyeyim erkek cinsi sakalını tıraş ettiği gün, siz deyin İngiliz gâvurunun basması, çарutu memleket hudutlarına duhûl ettiği gün yeryüzünden silindi, âdeta gaip oldu. Bazı aklıevveller "Üstadım, erkeğin sakalını tıraş etmekliğiyle ne münasebeti ola ki?" deyebilir. A gafiller, erkeğin tavizi daha neler nelere sebep oldu! "Pekiy efendim, İngiliz basması ne alaka?" Onu da bendeniz değil, Türk milleti cevaplasın: "Derenin gıyısında/ Ham teyek asmaları / Gızları yosma eden/ İngiliz basmaları" (bk. Ahmet Caferoğlu, 945 senesi, Ordu - Pınarçukuru Köyü). İngiliz gâvurunun memleketi kendi pazarına çevirdiği iktisat tavizleri, gâvur takvimine göre 1838 senesine yani Tanzimat Fermanı deye mektep kitaplarında belletilen melanetten bir sene evveline tekaddüm eder. Daha söze lüzum yokdur. Ehl-i irfân, ârife tarif gerek değildir, demişdir.
Sayfa 36·Kitabı okuyor
Edebiyat
halbuki bize göre Mustafa Kemal, İngiliz muharririnin işaret ettiği devirlerde gelmiş olsaydı da, gene milletin rahat ve refahını, kendi şan ve şöhretinden üstün tutar ve fışkıran enerjisini gene böyle bir dürüst hendeseli sağlam devlet mimarlığına hasrederdi. … bunun içindir ki nice katedraller yıkıldıktan sonra, o gene ayak üstünde duracaktır ve Fidyas’ın yekta şaheseri gibi bütün gelecekteki mimarların başvuracakları bir örnek abide olarak kalacaktır.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Turan Alp Akkurt...
"Alp," dedim kısık sesimle. Ne kadar zaman geçmişti bilmiyordum. "Kaza'm." "Benim en sevdiğim renk ne?" "Yeşil," dedi düşünmeden. "Kahverengiyi de seversin. Eski telefonunda ekran kâğıdın toprak fotoğrafıydı, hiç değiştirmedin aylarca." Gözlerimdeki yaşları silmeden duraksadım. "En sevdiğim yazar kim?" "Atsız. Kitapların arasında birden fazla baskısı olan tek yazar Hüseyin Nihal Atsız." "En sevdiğim kitap?" "Yolların Sonu. Bir tek o kitaba değerli davranmışsın. Diğerlerinin hepsinin sırtı kıvrık, sayfaları katlanmış. Gözün gibi baktığın tek kitap o." Hiç durmadan ağladım. Çünkü o an her şey çok doğruydu ve ben bu doğruluk için defalarca şükrediyordum. "En sevdiğim şarkıcıyı biliyor musun?" "Sezen Aksu." Bir an düşünmeden direkt cevap vermesine karşılık burnumu çektim. "Nereden anladın?" "Remzi abide içerken..." dedi düşünceli bir şekilde. "Ankara'da yemekte ve Sezen duyduğun her yerde bir tek onun şarkılarına eşlik ediyorsun. Bir tek Sezen'le açıyor baharların." "Evet," diye mırıldandım. "En sevdiğim şarkıcı Sezen Aksu." "Yıkıp indireyim mi memleketi sen evet deyince?" diye düz sesiyle sorduğunda güldüm. Evet demiştim ya ona, bana atıf yapıyordu. Saçlarımı okşadı, alnımdan öptü. Avuçlarıyla gözlerimi sildi, kuruttu gözlerimin pınarlarını. "Deli divanenim işte."
Çanakkale bir milletin hafızasından ve hatta ruhunda yer alan abide hadiselerden biridir.
Devlet öldürerek güç gösterisinde bulunuyor, sonra da öldürdüklerinden korkuyor. ABD Osama bin Laden'in ölüsünü denize attı. Türkiye'de asker Adnan Menderes'in mezarını gizledi, başka bir rejim kocaman anıtsal abide yaptı.
Alıntı
VE OSMANLI'DA NAZIM-NESİR...
(...) Osmanlılar, nazımda âbide eserler meydana koymalarına rağmen, nesirde daimâ zorlanırlardı. Osmanlı’nın nesri bile nazma yaklaşır, alelâde cümle kurguları bile şiir tüten bir keyfiyete bürünürdü. Orada her şey veya hemen hemen her şey şiirdi; haydutlarından askerlerine kadar hemen hepsinde bir miktar “şairlik” bulunurdu. 19’uncu asrın ikinci yarısına tekabül eden Batılılaşma çığırına kadar, yâni Osmanlı’yı “Osmanlı” yapan özellikler iyice silinip gidene kadar, nesirde kayda değer bir varlık gösteremediler. Bunun sonucunda, iman ve şecaatte zamanındaki her şeyin üstüne çıkmış olmalarına rağmen, aklî çabalar ve teknik hünerlerde geri kaldılar. Dünya çapında denebilecek ölçekte birçok şâir ve müzisyen yetiştirmiş olmakla birlikte, ne bir filozof, ne bir sofist, ne de bir belâgat ustası yetiştirdiler.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Nesir ve Mantık. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları