Derken bir gün Natalie’den benim kadar nefret eden birini
buldum. Onu tıpkı benim gibi Mianın ölümünden sorumlu
tutan birini. Anne babası kadar kolay unutmaya razı olmayan
birini.
Caleb.
Mianın abisi.
"Zamanında yaşadığım tüm hayal kırıklıkları için,
"İleride bunları gülümseyerek hatırlayacaksın"
diyenlerin amına koyayım. Hepsini aynı acı, aynı kırgınlıkla, hepsini feryat figan hatırlıyorum!"
"İşitti niz mi ey millet? O karı benim koynumda yatacak,
oyunu da benim partimden başkasına verecek, öyle mi? Ben
böyle kanunun da, böyle hökümetin de!"...
Aya hele” dedi Ali. Hidayet'in oğlu baktı.
“Ne var ayda?”
“Allahımız…”
“Tövbe, estağfurullah” dedi Hidayet'in oğlu
“Niye?”
“Allahımız ne arası ayda?”
"Niye?"
“Niyesi var mı lan? Allahımız kaşmer mi?”
“Kaşmer ne ki?”
“Soytarı…”
“Allahımız mı?”
“Tövbe estağfurullah…”
“Allahımızı değiştiren arkadaşlar, bak ana avrat düdüm giderim!”
“Karıştıran sensin!”
“Dümdüz giderim dedim, giderim. Karıştırma Allahımızı. Allahımızın gibisi var mı?”
“Allahımız gibi kimse olamaz!”
Küçük ağayı hatırlayan Ali, “Tabancası var mı Allahımızın?” diye sordu.
“Ne bakıyorsun?”
“İstese olur mu değil mi?”
“Bak hele bak…”
“Allahımıza kurban oluyum… Sen?”
“Ben de, abooo…”
“Allahımız istese Fatma'yı birde öğrenemez mi?”
“Birde.”
“Bulsa, ah bir bulsa…”
“Ne verirdin Allahımıza?”
“Allahımız ne yapsın bendeki öteberiyi? Onun hazineleri var Kafdağı'nın ardında. Allahımız bu…
Muhammed Ahmed el-Hamid adlı, Ta’ Amira kabilesinden genç bir çoban, Ölüdeniz çölünde kayalık bir yamaçta elyazmalarııyla dolu bir mağara buldu. El yazmaları, iyi muhafaza edilmemiş deri sayfalar üzerine yazılmış İbranice fragmanlardı. Çoban genç bu derillerden sandalet yaptı. Ancak iki yıl sonra çobanın amcası bunları Betlehem’e getirip antikacılara satmayı akıl etti. Böylece 1947 yılında parşömenlerden bazıları Kudüs’e ulaştı. Bir kısmını İbrani Üniversitesi’nden Prof Sukenik, bir kısmını ise Kudüs’teki aziz Marco Suriye-Ortodoks manastırı başpiskoposu aldı. Elyazmaları, İsa’nın öğretmeni vaftiz Yahya‘nın yaşadığı ve vaazlar verdiği mağaralarla dolu bir bölgede ortaya çıkmıştı, bu mağaraların 11’inde başka el yazmaları bulundu. Elyazmalarının çoğu insanın doğumundan önceki yüzyıla (daha somut konuşacak olursa, en eskisi İsa’dan önce 20’lere aitti) ve İsa’dan sonra 11. yüzyılda tarihleniyordu. Yani elyazmaları insanın yaşamı konusundaki en büyük tanıklık olması gerekiyordu… Öyle de oldular.