Başta sadece bir japon oyunu çekişmesini okuduğumu sanıp "Sıkılacağım galiba" demiştim.
Sonuç olarak gerçek bile olsa sadece bir go oyunu maçını anlatıyordu. Ancak okudukça anladım ki aslında yazar bu satırların arasına çok daha başka bir şey saklamıştı. Maçtaki hamleler ve yaşananlar arasında kaybedilen şeyin yalnızca bir maç değil; bir yaşam biçimi, bir estetik anlayışı ve bir çağ olduğunu go oyunu üzerinden ince ince işlemişti.
1938 yılında oynanan gerçek bir go oyunu müsabakasını anlatıyor yazar kitapta. Yaşlı ve şampiyon bir go ustasının genç ve yetenkli rakibine karşı uzun yıllar süren maçını anlatıyor kitap. Başlarda "Kim kazanacak acaba?" diye okuduğum kitapta fark ettim ki yaşlı usta, yalnızca bir insan değil, aynı zamanda eski Japonya'nın sembolü olarak anlatılıyordu. Gelenek, zarafet,ritüeller, ustaların sahip olduğu kişisel otorite ve saygınlık. Genç rakip ise modern dünyanın temsilcisiydi. Nesnel kurallar, bilimsel analiz, rekabetçilik, eşit şartlar altında mücadelede her şeyin mübah olduğu düşüncesi. Bu sebeple sanırım sonlara doğru kitabın bende uyandırdığı merak "Acaba hangi dünya ayakta kalacak?" sorusuna dönüşmüştü. Yani sadece bir maç değildi anlatılmak istenen. Büyük tarihsel ve kültürel dönüşümleri çok küçük, sessiz ve insani olaylar üzerinden anlatıyordu yazar. Go tahtasındaki taşlar yer değiştirirken, arka planda bütün bir toplum değişmekteydi.
Yaşlı usta aslında sadece rakibiyle değil, zamanın kendisiyle mücadele etmekteydi. Kaybetti...
Biterken hissettiğim hüzünlü bir saygıydı. Sanki bir ustanın değil de bir dönemin cenazesine tanıklık ediyormuşum gibiydi...
Keyifle okundu...
Sonunda, nihayet, bu yaşta, yani 55 yaşıma bir iki ay kala Henning Mankell okuyabildim. Polisiye seven okurların yolu Henning Mankell ile bir yerlerde kesişiyor olmalı mutlaka. Benim de başıma geldi bu.
Kitabı sevdim. Farklı, değişik bir şey anlatmıyor ve öncelikle bunu sevdim. Muamma çözmek veya çok sıradışı bir katilin sıradışı cinayetlerini anlamak için kafa patlatmak ve suçluyu inanılmaz zekâsı için yüceltmek yerine her zaman yaşanabilecek suç örneklerinden birini çözmeye çalışan Kurt Wallander'in belki bir polisiye klişesi sayılabilecek hayat hikâyesine rağmen kanlı canlı bir insana dönüşmeye çalışması benim için önemli zaten bu sebeple 10 kitaplık serinin 2. kitabını aldım. Polisiye kitaplarda dedektifler veya polislerin çalkantılı hayatlarının birbirine benzemesi dikkat çekici. Dramatik şeyler yaşayan polisler veya dedektifler söz konusu... Eşinden ayrılmış veya eşini veya çocuğunu kaybetmiş bir polis veya dedektif... Farklı örnekleri varsa da ben denk gelmedim galiba, bir önemi de yok .
Kitabı beğenmemdeki diğer sebep hikâyenin sürekli olarak takıntılar veya sorunlar yerine bütün toplumla ilişkisi üzerine de kafa yormasıydı. Sadece insanların psikolojik çıkmazlarına problemlerine hastalıklı taraflarına değil de toplumda ters yüz olmuş, çıban haline gelmiş bir meselenin insana suç işletebilecek bir noktaya gelmiş olmasına da dikkat çekilmesi iyi bir öge bence. Böylece suçlunun olası karizmatik karakteri veya kişiliği yerine ona sebep olmuş olabilecek sosyal koşullarla ilgili de söyleyecek bir şeyleri oluyor hikâyenin. Acaba yazar diğer kitaplarında da bu bakış açısını sürdürüyor mu?
İyi polisiye iyi edebiyattır diyen kimdi hatırlamıyorum, ama karanlık yüz bu konuda örnek olarak gösterilebilecek bir kitap bence. Yazarın kurt wallander karakterini çok iyi
Karanlık YüzHenning Mankell · Ayrıksı Kitap Yayınları · 2021244 okunma
Ahmet Ümit’ten etkilenmiş bence yazarımız ama çok zayıf, lezzetsiz bir metin çıkmış ortaya. Zaman geçirmek için bile yeterli değil bence. Diğer kitaplarını okumadım ama roman olarak ilk metni bu mu acaba diye düşündüm, çok acemice geldi bana.
Uzun zamandır cadı konusunu işleyen bir fantastik okumuyordum ve tek kelimeyle bayıldımm. Kitabımız yazar olan Rosanna Camborne'un arkadaşıyla tatile giderken yaşanan bir arbede sonucu hiddenfield nehrine düşmesi ve uyandığında kendi yazdığı kurgusunda uyanmasıyla başlıyor. Tabi bu sürede bir de kitabının kötü karakterinin savaşçıları tarafından da kaçırılıyor hem de Gordion prensesi Leda sanılarak. Tam bir kaos arkadaşlar ben okurken çok eğlendim. Beni de Black Nightingale kaçırabilir mi acaba ya gerçekten rica değil ihtiyaç falan bayıldım resmen. #k:470878m M. Rise
Kayiplarin bir kişide yarattığı etkiler, bir insanın yüksekten düşüşü, acı dolu savaş yılları ve üst üste gelen olaylar... Bir insanın yaptıklarının bedelini ödemesi mi acaba yoksa tüm bunlar kader mi diye düşündüm fakat her kayipta "o bunu hak etmedi" diye üzüldüm. Çok güzel ve akıcı bir romandı.