Teknoloji hayatımıza o kadar hızlı, o kadar agresif bir geçiş yaptı ki... Peki, bu kusursuz sistemlerin, insansız hava araçlarının ve plazaların soğuk duvarları arasında "insan" nerede kalıyor?
Son zamanlarda beni hem en çok cezbeden hem de içten içe en çok ürküten kitaplardan biri oldu Çıban. Bilimkurgu ve distopya türünü seven biri olarak, özellikle IHA-1 ve IHA-2 ehliyet sahibi biri olan ben, İHA (Vortex) projesini geliştiren Serdar’ın dünyasına adım attığım an hikayenin içine çekildim. Ama bu sadece teknik bir bilimkurgu değil; insan ruhunun mekanikleşmeyle savaşı.
Okurken yer yer öyle anlar oldu ki, kendimi Serdar ile bütünleşmiş, onun hissettiği o çaresiz kaybolmuşluk hissini kendi içimde duyar gibi buldum. Bir yanda teknolojinin büyüleyiciliğini sevip onu kucaklamak isterken, diğer yanda "Acaba ne olacak?" sorusunun getirdiği o git-geller... Sistemin kusursuzluğu arttıkça, insan zihninin ne kadar kırılganlaştığını görmek beni gerçekten ürpertti.
Hem çekindiğim hem de elimden bırakamadığım, modern dünyanın getirdiği o tekinsiz yalnızlığı iliklerine kadar hissettiren bir ilk roman olmuş.
Peki Siz teknolojinin bu kadar hızlı ilerlemesinden korkuyor musunuz, yoksa heyecan duyanlardan mısınız? Yorumlarda buluşalım!