Tarık Akan denince benim aklıma yıllarca önce Yeşilçam’ın o yakışıklı, romantik filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu gelirdi. Belki çoğumuz gibi ben de onu önce güler yüzüyle, karizmasıyla ve romantik komedilerdeki rolleriyle tanıdım ve sevdim. Bu yüzden hayatını anlattığı Anne Kafamda Bit Var kitabını okurken sadece bir oyuncuyu değil, bambaşka bir insanı tanıdığımı hissettim.
Tarık Akan’ın beni en çok etkileyen tarafı, kariyerinin en rahat döneminde risk alabilmiş olması oldu. İsterse yıllarca aynı tarz filmleri çekebilir, büyük bir hayran kitlesiyle yoluna devam edebilir, kimseyi rahatsız etmeden konforlu bir hayat sürebilirdi. Ama o bunu seçmemiş. Romantik filmlerin yıldızı olmaktan çıkıp toplumsal sorunları anlatan, halkın yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken filmlerde rol almayı tercih etmiş. Bu tercih ona sadece alkış değil, bedeller de getirmiş.
Kitap boyunca yaşadığı tutuklanma sürecini, maruz kaldığı iftiraları, kırılan onurunu ve buna rağmen geri adım atmamasını okurken zaman zaman insanın içi sızlıyor. Özellikle toplum önünde tanınan bir insanın, hiç hak etmediği suçlamalarla karşı karşıya kalmasının nasıl bir yük olduğunu satırlarda hissetmek mümkün.
Kitap bana Tarık Akan’ın sanat anlayışını da yeniden düşündürdü. Özellikle Yılmaz Güney’in filmi olan Yol‘da yer alması, sanatını sadece eğlendirmek için değil, yaşanan gerçekleri anlatmak için de kullandığını gösteriyor. Kitabı bitirdikten sonra ben de Yol filmini izledim. Açıkçası film içime işledi. Bazı sahneleri uzun süre aklımdan çıkmadı. O filmi izledikten sonra Tarık Akan’a duyduğum saygı bir kat daha arttı. Ama bu kez sadece başarılı bir oyuncu olduğu için değil; duruşu, cesareti ve sanatını bir şeyler söylemek için kullanabilen bir insan olduğu için.
Anne Kafamda Bit Var, bir oyuncunun anılarından çok