“Lezzet’ denen şey altı kattan ibarettir.
En başta ‘dört esas tat’ vardır:
Tatlı, tuzlu, acı ve ekşi.
Bunlar bir başlarına ya da birleşerek lezzetin ana makamını, nüvesini, çekirdiğini oluştururlar.
Sonra ‘temaslar’ gelir. Her lezzet ağza kendine has bir şekilde temas eder. Kimi dolgundur, kimi zayıf kalır. Kimi dişleri kamaştırır, kimi ağzı sulandırır, kimi ısıtır, kimi serinletir.
Üçüncü sırada ‘satıh’ gelir. Satıh temaslara seslerin de dahil olmuş halidir. Lezzet vardır, çıtırdır, lezzet vardır, kıtırdır. Bazısı yumuşacıktır, bazısı pütür pütür.
Tat dile temas ettikten, ağız sathı keşfettikten sonra sıra ‘ıtırlara’ gelir. Itırlar çok önemlidir, zira lezzetler ancak kokuyla birlikte tamama ererler. Öyle ki kokusu olmayan lezzet diye bir şey mümkün değildir.
Lezzetin beşinci katı ‘zevahir’ yani görünüşün evidir. Lezzetin göze vurmuş, gözleri de doyurmaya başlamış halidir. Göz görmezse dil, damak ve burun da yabancılaşır.
Son olarak altıncı katta yani en derinde ‘hisler’ vardır.”