... o karanlık evrende ölümün kendilerine sürtünerek geçtiğini hissedip tepeden tırnağa titrediler. Kan ter içinde, kaslarını koparırcasına ha bire kürek çekiyorlardı. Bir bacağa rastladılar, bundan sonra toprağı artık elle kaldırdılar, vücudun öbür öğeleri yavaş yavaş ortaya çıkarıldı.
Butimar efsanevi bir Pers kuşudur. Efsaneye göre su ihtiyacını denizden giderir. Deniz kurur diye de suyu içemez. Deniz kenarında öylece oturur ve denizi seyreder.
Kitap 2015 yılında bir psikiyatrın dedesine ve büyük amcasına ait mektupları okumasıyla başlar ve bir anda kendimizi 1900 başlarında Rus-Ermeni işgalindeki Erivan ve civar beldelerinde buluruz. Yusuf ve arkadaşı Behzad Sarı Medrese'de talebedir. Hocaları Ali Garbi ile sık sık dönem meselelerini konuşmak üzere Sakız Gölü kenarında buluşurlar.
Masum Yusuf'un Butimar'ı rüyasında görmesi ve simya ilmine sarması neredeyse eş zamanlıdır. Bir gün Behzad'la Revan'a seyahatleri esnasında bir Ermeni düğününde Butimar'ı kanlı canlı karşısında görür ve ona gerçekten aşık olur. Butimar'ın da Yusuf'u sevmesi sayesinde beraber kaçarlar. Bu arada simya ilmine merak salıp zengin olma hayalleri kuran Yusuf, simya kitabı ve defteri için kasabanın ileri gelenlerinden Mahmut ağayı öldürür ve Yusuf'un simya yolculuğu başlar. İksiri yapabilmesi için 14 madde gereklidir. Yusuf'a bir takım manevi yollarla ve başından geçen hadislerle simyadan uzak durması telkin edilse de Yusuf bu işten vazgeçmez. Simya Yusuf'u ele geçirmiştir bir kere. Bu yolculukta Yusuf hemen her şeyini ve masumluğunu kaybeder ve en sonunda da Butimar'ını.
Butimar gerçekten de Yusuf'a olan bağlılığı ve aşkı sebebiyle neredeyse hiç birşey yapmadan adeta kendi sonunu hazırlamıştır ama sanki yazısı da zaten daha önceden yazılmıştır.
Kitabı başlarda biraz fazla aforizmik bulsam da kurgunun oturmaya başlamasıyla elimden bırakamadım. Dili sade ve oldukça akıcı. Başarılı bir ilk roman. Dönem romanı okumayı sevenler için özellikle tavsiye ederim.
ButimarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20226bin okunma
Hiçbir şey yapmadan oturan insanların aslında devasa yükler taşıdığından şüphelenirdim. Zor olan zihninde dönen binlerce fikre rağmen hiçliği koruyabilmekti çünkü. Herkes bağırırken onların seslerini dahi bastıracak kadar susmak gibi.