"öyle yoruldum ki dünyayı tanımaktan saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim. ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim." İsmet Özel
Geleneksel yanılgı, zekayı genetik mirasa, davranışları ise çevreye bağlar. Oysa insan, sadece göz rengini değil, karakterinin gölgelerini, ruhundaki o durdurulamaz dürtüleri ve taşınan travmaları da anne ve babasından devralır. Mark Wolynn’in 'Seninle Başlamadı' kitabında da çarpıcı bir şekilde anlattığı gibi; kökleri geçmişe dayanan acılar, korkular ve bağımlılık eğilimleri kalıtımsal birer kod olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. 'Doğduğun ev kaderindir' sözü, duvarların soğukluğuyla değil, anne-babamızdan bize üflenen bu görünmez mirasla ilgilidir. Ebeveynlerin öfkesi, takıntıları veya bağımlılıkları, çocukta birebir aynı maskeyle hayat bulmaz; bazen yıkıcı bir alışkanlığa, bazen de iflah olmaz bir işkolikliğe ya da okuma tutkusuna dönüşür. Genetik potansiyeli tamamen yok edemeyiz belki ama bilincimizle ve doğru bir çevreyle onun yönünü değiştirebiliriz. Unutmamalı ki, bir anne ve babanın kendi içinde törpüleyip iyileştiremediği her yara, kırk yıl sonra bile olsa çocuklarının hayatında bir şekilde yeniden filizlenecektir. Bizler, bizden öncekilerin bitmemiş hikayeleriyiz; ta ki o zinciri kırma cesaretini gösterene kadar.
Hayata Dair
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Evet, hiçbir acı kalıcı değil. İlk günkü kadar şiddetli değil ama bazı acılar, bazı kırıklıklar hiç unutulmayacak ve geçmişe dönüp bakınca boğazında bir düğüm, gözünde bir yaş oluştıracak kadar etkili.
Duygu ve Düşünce
En ağır acılar, zayıf karakterler yüzünden açığa çıkar. K.K
1000Kitap
Sessiz çöpçü
Ben gürültülü sokakların Sessiz çöpçüsü. Ben en aykırı hislerin Çok bağıranı. Yüzülür derilerim Benim canımda can yok. Ruhum bir yerlerde Kendini arıyor. Savaşım içimde benim, Her yer kan,kemik ,et parçaları. Yoksunluğunda yaşıyorum sevginin. Ben acıları çok pahalıya alıyorum. Suratım asıkmış öyle diyorlar. Ruhumdaki yaraları görmeden. Gömebilir mi insan onca acıyı? Hortlamaz mı mezarlarından acılar? Ruhumda depremler, Ruhumda katliam var. Ben baharı dışımdan yaşarım İçimde bilinmez kör kuyular. Emine Öztürk
Başka bir dünya olduğunu, o dünyada esas hayatların sürdüğünü, yaşadığımız dünyanın ise o dünyadaki suç işleyenlerin sürüldüğü bir sürgün âlemi olduğunu düşünmeye başladım... Bir çeşit cehennem olarak düşünüyorum bu dünyayı... Yeryüzü bir cezalandırma çukuru, insan insanın zebânisi... İnsanların yaşadıkları acılar, savaşlar, katliamlar, zulümler, yaşam kavgası, bünyesinde taşıdığı, acı duyma, hasret çekme, kazanma hırsı, kaybetme korkusu, kin, korku, nefret, kıskançlık, haset, hatta sevgi duyguları bile gönderildiği dünyadaki işlediği suçun cezası olarak yerleştirilmiş... İnsanların yaşlanarak, elden ayaktan düşerek, âciz bir şekilde ölmesi, hastalıklarla erimesi, bitmesi, yatalak olup tükenmesi başka nasıl izah edilebilir? Hayri Varol