• Siz hiç en sevdiğiniz kitaplardan birisini okumak için verip geri alamamanın acısını yaşadınız mı? Bu acıyı bilir misiniz? 😂
  • 184 syf.
    ·2 günde·8/10·
    Hayatı boyunca yoksulluk çeken yazar hayatla mücadelesini ve gözlemlerini ustaca bu eserine aktarmıştır. Kendisi bu eseri 12 günde bitirdiğini ama 20 yıldan fazladır yüreğinde taşıdığını söylemiştir. Bir şekilde aklından çıkmayan yoksulluğunu, göğsüne oturmuş acılarını ve o masum çocuksu duygularını bizlere armağan etmiştir.
    Eser, küçük bir çocuğun acıyı, sevgiyi, özlemi ve öğrenmesi gereken bütün duyguları keşfetmesini anlatıyor. Olayları size başkarakterimiz Zeze anlatıyor. Kitabı okurken insanın bazen inanası gelmiyor 5 yaşındaki bir çocuğun nasıl böyle şeyler düşünüp kelimelere döktüğüne. O yüzden gerçekçi yaklaşarak okunduğunda hissiyatı yakalamakta zorlanabilirsiniz. Biraz daha insani duyguları ele alarak okumak lazım, ancak o zaman anlam kazanıyor Zeze’nin yaşadıkları. Eserin 2012 – Brezilya yapımı bir de filmi vardır. Kitabı önce okuduysanız kesinlikle filmi izlemenize gerek yok, şayet kitaptaki duyguyu veremediği kanaatindeyim.
  • 708 syf.
    ·23 günde·Beğendi·10/10
    Kuzey ege turundaydım ilk mitoloji Tanrılarıyla tanıştığımda. Assos'ta tanrıça Athene tapınağı, sonra muhteşem Troya antik kenti. Rehberimiz şöyle demişti: Troyayı görenler burayı insanlar yapmış olamaz olsa olsa tanrıların şehri olabilir inanışi ile Troyayı tanrilastirmistir. Tanrılar şehri olan Troya aynı zamanda bir hac yeridir. Çok kısa Troya destanından isimleriyle bahsetmiş ve tarih dolu topraklara sahip olduğumuzu söylemişti. Homeros'un destanlarını mutlaka okumalısınız diye de öğütlemişti bizi. Daha tur sonlanmadan almıştım İlyada ve Odysseia'yı. Okumak bugüne kısmetmiş.

    Açıkçası kitabı ne zaman açsam savaşın ortasında buldum kendimi, sanki ben de alandaydım ve herşeyi birebir yaşadım, onuru, gururu, kibiri, hırsı, küçük düşmeyi, acıyı, ağıtları ve daha bir sürü şey... Homeros'un anlatımı da harikaydı. Savaş alanlarından tutun, savaş araçlarına, kalkanlardan, kargılardan, tolga başlıklarından, zırhlardan. savaş atlarına, seyislere, ordu komutanlarına kadar, savaş anında yaşam tüm duygular ile beraber benzetmeler ile o kadar güzel anlatmış ki binlerce yıl öncesine gidiyorsunuz.

    Ve kadınlar... Kadınlar uğruna yapılan savaşlar... Ölen öldürülen binlerce yiğit...
    Ölümlüler ile ölümsüzler bir arada...

    Antik Yunan devletlerinde her türlü bilginin kaynağı sayılan Homeros destanları kutsal kitap niteliğinde okutulurmuş.
    Ben gerçekten çok severek okudum.

    Uzun uzun anlatmak isterdim ölümlü savaşçı yiğitlerin ve ölümsüz Tanrıların adlarıyla birlikte tüm destanı. Ve ben bir Homeros olmadığıma göre mitoloji meraklıları buyrun okumaya...

    #okudumbitti
  • BABA....!!!!!!!!
    Yaşlı bir baba…
    Kuzu etinden imal edilmiş yaprak döneri çok severmiş…
    Bir gün canı yaprak döneri çok çekmiş.
    Babasının isteğini fark eden oğlu,
    almış babasını ve güzel bir lokantaya götürmüş…
    Baba, yemeği önce kendisi yemek istemiş…
    Ancak yaşlılığın verdiği zayıflık sonucu elleri titrediği için lokmayı ağzına götürmek istediği her seferinde üzerine dökmüş, yağı sakalına damlamış…
    Lokantadaki insanların bakışları da pürdikkat onların üzerindeymiş…
    Aşağılayıcı bakışlar, alaycı tavırlar, surat ekşitmelerle arada bir yaşlı babaya bakıyorlarmış.
    Bir süre sonra oğlu sabır ve itina ile lokmaları babasının ağzına koymaya başlamış…
    Nihayet yemek bitmiş ve oğlu babasını alıp lavaboya götürmüş, elini-yüzünü iyice yıkamış, üstünü-başını silip temizlemiş, saçını-sakalını düzeltip taramış, gözlüklerini silip gözüne takmış, ardından da koluna girip dışarı çıkarmış…
    Lokantada bulunanların hakaretamiz bakışları hâlâ onların üzerinde…
    Hiçbir bakışı umursamayan çocuğun ise yüzünde hep tebessüm varmış, babası çok sevdiği yemekten yiyip lezzet aldığı için…
    Yemek parasını ödeyip çıkıyorlardı ki, arkalardan yaşlı bir amca seslenmiş:

    – Hey evlat, burada bir şey bıraktığını unutmadın mı?
    Az düşündükten sonra çocuk cevap vermiş:
    – Hayır, masada bir şey bıraktığımı sanmıyorum!
    Yaşlı amca:
    – Hayır evlat, yanılıyorsun. Sen burada çok değerli bir şey bırakıp gidiyorsun!

    Şaşkınlık içinde:

    – Ne bırakmışım ki amca?!
    – Sen burada, her evlat için bir ders ve her baba için bir umut bırakıp da gidiyorsun!…
    Tam bir sessizlik hâkim olmuştu salona…
    Herkes yaptığından, düşündüğünden utanç duyuyordu…
    Unutmuşlardı bir an, her sıkıntıda babalarına sığındıklarını:

    – Baba! Şunu istiyorum.
    – Baba! Bana şunu al.
    – Baba! Şu okulda, şu üniversitede okumak istiyorum, şu kadar harç gerekiyor.
    – Baba! Okul masrafları için şu kadar para lazım.
    – Baba! Falan şehre gezmeye gitmek istiyorum, para ver.
    – Baba! Doğum günümde bana ne aldın?
    – Baba!…
    – Baba!…
    Ama bir defa olsun dememişlerdi sanki:
    – Yanımdasın ya baba, benim için her şeye değer ve yeter!…
    – Babam! Senin yanında olmak benim için bir dünyadır…

    Hep sahip olmak istediklerimizden söylenip durduk, yokluklarımızdan sitem edip şikâyetçi olduk…
    Ama belki de hiç sormadık ona:

    – Baba! Senin benden bir isteğin var mı..?

    Çoğumuza sormuşlardır kesin çocukluğumuzda, “Anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?” diye.

    İlk başta “Her ikisini.” desek de az ısrar sonucu utanarak, sıkılarak kısık sesle, “Annemi.” diyorduk; buna rağmen baba içindeki acıyı bize hissettirmeden tebessüm ediyordu.
    Kim bilir, belki de herkesin yanında utanıyordu…
    Ama bir gün gelir de kayıp giderse elinden, aile fertlerinin güzel yaşaması için ne tür zahmetlere katlandığını işte o zaman anlarsın.
    Cennet ayaklarının altında olmasa da…........

    ------------------------------------------------------------------
    Bu yazıyı okuduktan sonra şu duayı yapmak geldi içimden...

    "Allah'ım Ben evlatlarımdan razıyım Allah'ta onlardan razı olsun... RAB'BİM herkese BABAYA, KARDEŞE, AKRABAYA, KOMŞUSUNA KİMSESİZE BAKAN, VATANA, MİLLETE, HERKESE HAYIRLI EVLAT nasip etsin inşallah.."
  • 438 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    İnce Memed'i okumak için hep doğru zamanı bekledim. Kendimi erteledim, İnce Memed'i erteledim. Ve ne kadar uzun bir süre boyunca okuyabilirsem o kadar uzun okumak istedim. Okurken çakırdikenleri kalbime battı. O acıyı, içimin burkulmasını öyle bir hissettim ki ben yakıvermek istedim koca tarlayı...
    Ben Hatçe oldum, ben İnce Memed'in aşkıyla yanıp tutuştum, ben kollarında kayboldum,ben üzüntüden mahpushane köşelerinde kahroldum.
    Ben İnce Memed oldum, ben Abdi Ağa'yı mahvetmek istedim,ben eşkiya oldum dağa çıktım. Ben yakıverdim koca köyü.
    Öyle bir kitaptı ki bitirdiğimde uzunca bir süre tavana bakakaldım. Boğazım düğümlendi, gözüm yaşlandı. İnce Memed'i okuyupta bu duyguları hissetmeyen var mıdır bilmiyorum. Etkisinden çıkıp yeni bir kitaba başlamak istemedim. Seriyi okumak için acele etmedim. Her şeyi hızlıca yaşayıp, tükettiğimiz gibi ben İnce Memedimi tüketmek istemedim.
    Bizler sömürenler ve sömürülenlerin dünyasıyız. Her birimiz birer İnce Memediz.
    Yaşar Kemal'in ne kadar büyük bir üstat olduğunu bir kez daha anladım. İyi ki bu dünyadan da bir Yaşar Kemal geçti....