509 numarada korkudan eser yoktu hâlâ. Zira bütün bu olup bitenler kendinden başka kimsenin tanımadığı o küçük, o daracık âlemden henüz pek çok uzaktaydı. Gözde veya yumurtalıklarda söndürülen sigara ateşinden, daracık mahzendeki açlık haftalarından, içinde bir taraftan öteki tarafa bile dönülemeyen taş tabuttan korkulurdu. Üstünde bir vuruşta böbreklerin ezildiği taş kerevetten, giriş kapısının sol tarafındaki işkence odasından, Steinbrenner’den, Breuer’den, kamp şefi Weber’den korkulurdu.
"...gelecek için duyduğu kaygıyla kendisini bekleyen yolun en ücra köşelerine gözlerini dikmiş insanın da kalbini gün boyunca ölüm, yoksulluk veya başka felaketlere uğrama korkusu yiyip bitirir."
Ovacık'ın yandığı dönemler, ordaydım. Asker gece gündüz yürümekten tedirgin, ayağı pişmiş, botu yırtılmış. Zaman zaman helikopter bölgeye gelemiyor, zaman zaman açlık korkusu. Tabiri yanlış olmasın ama biraz hayvanlaşıyor insan..