Xeyrî’nin tek başına kalışı ve yaralı hali beni derinden etkiledi. 13 gün boyunca aç kalması, çaresizlik içinde bir eve sığınması ve “ben açım” demesi sahnenin ağırlığını daha da artırıyordu. Fermê ananın ağlayıp üzülmesi, onun mücadelesine inanması ve yaşananlara rağmen ayakta kalmaya çalışması çok sarsıcıydı. Evin ve kardeşi Mizgin’in Xeyrî’ye olan düşkünlüğü, özellikle Evin’in abla olarak içinin içini yemesi ve Mizgin’in de aynı şekilde derin bir üzüntü yaşaması bu acıyı daha da yoğun hissettirdi. Onu yolcu ederken yaşanan duygular, vedanın ağırlığı ve sahnenin genel atmosferi okurken tüylerimi ürpertti. Hele “tuz, un, yağ kızartılmış” ve “Heval Beritan’ın helvası” gibi sözler bende çok güçlü bir etki bıraktı, adeta içimi parçaladı. Bu olaylar bütününde Xeyrî’nin yaşadığı yalnızlık, açlık ve hayatta kalma mücadelesi beni çok etkiledi ve uzun süre aklımdan çıkmayacak bir iz bıraktı. Henüz kitabın 40. sayfasına kadar okumama rağmen bu kadar etkilenmiş olmam, hikâyenin ne kadar güçlü ve sarsıcı bir anlatıma sahip olduğunu gösteriyor. Gülümse Ölüm Utansın 2
Tahar Ben Jelloun'un Işığın Kör Edici Yokluğu romanını yaklaşık iki yıl önce okudum. Aradan geçen zamana rağmen hâlâ aklıma gelen, zihnimde yaşamaya devam eden kitaplardan biri. Bazı kitaplar okunur, kapağı kapatılır ve zamanla unutulur. Bazıları ise insanın içine yerleşir. Bu roman benim için ikinci gruba giriyor.
Kitap, Fas'ta 1971 yılında Kral II. Hasan'a yönelik başarısız suikast girişiminin ardından yaşanan gerçek olaylardan esinleniyor. Darbe girişiminden sonra hayatta bırakılan askerler, sorgulanıp Tazmamart zindanlarına gönderiliyor. Ancak buraya "hapishane" demek bile yetersiz kalıyor. Çünkü burası bir cezaevi değil, yaşayan insanların yavaş yavaş ölüme terk edildiği bir mezar.
Yirmi yıla yakın bir süre boyunca karanlığın içinde, insanlık dışı koşullarda yaşamaya çalışan mahkûmların hikâyesini okuyoruz. Hücreler o kadar dar ve karanlık ki insan, böyle bir yerde birkaç gün bile dayanmanın mümkün olup olmadığını düşünmeden edemiyor. Buna rağmen bazıları yıllarca hayatta kalmayı başarıyor.
Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri umut ve inanç arasındaki fark oldu. Normalde umut insanı ayakta tutan bir şey olarak görülür. Oysa bu romanda umut etmek bazen insanı öldüren bir şeye dönüşüyor. Çünkü sürekli kurtulmayı beklemek, her geçen gün biraz daha hayal kırıklığına uğramak demek. Bu yüzden mahkûmlar umut etmeyi bırakıyorlar. Onları ayakta tutan şey ise inanç oluyor. İnanç sadece dinî anlamda değil; insan kalmaya, aklını korumaya ve kendi iç dünyasını ayakta tutmaya duyulan inanç.
Kitap boyunca insanın ne kadar dayanabileceğini görüyoruz. Açlık, hastalık, yalnızlık ve karanlıkla mücadele eden insanlar zamanla fiziksel olarak tükeniyor. Bazıları aklını kaybediyor, bazıları sessizce ölüme yaklaşıyor. Bir zamanlar özgürce dolaşan, kahve içen, yemek
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
NEFSANİ İSTEKLERİN KIRILMASI
Hüccetü'l-İslâm İmam Gazzâlî Hazretlerinin kaleme aldığı insanın nefsi arzularını kontrol altına alma yollarını anlatan klasik bir İslam ahlakı eseri olan #nefsaniisteklerinkırılması nın yorumu ile karşınızdayım.
Eser, İmam Gazali'nin başyapıtı olan İhyau Ulumid-Din (Dini İlimlerin İhyası) adlı kitabının "Mühlikat" (Helak Eden Şeyler) bölümünden müstakil hale getirilmiştir. Kitapta temel olarak oburluk, şehvet, harama meyil gibi bedensel hazların insan ruhuna verdiği zararlardan bahsederek Müslümanlara sırat-ı müstakimi ve itidali göstermektedir.
İtidal (denge ) İlkesine göre ne bedeni tamamen halsiz bırakacak kadar aç kalmalıyız ne de ibadete engel olacak kadar çok yemek yemeliyiz.
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Açlık ve susuzlukla nefsinizle mücahede ediniz. Çünkü nefisle mücahede konusundaki mükâfat Allah'ın (cc) yolunda mücahede edenin mükâfatı gibidir. Öyle ki Allah'a (cc) açlık ve susuzluktan daha sevimli gelen bir amel yoktur.”
Şehvet ve Arzulardan Sıyrılmak ilkesine göre karşı cinsle ilişkilerde ve dünyevi arzularda ifrattan (aşırılıktan) kaçınmanın, ruhun özgürleşmesi için şart olduğundan bahsedilir.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
“Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler. Ancak tevbe eden, inanan ve iyi iş yapanlar, onlar cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır.” (Meryem sûresi, 59-60)
Martin Eden, bana bir insanın hayalleri uğruna ne kadar değişebileceğini gösteren etkileyici bir romandı. Kitabı okurken sadece Martin'in başarıya ulaşma çabasını değil, aynı zamanda iç dünyasında yaşadığı dönüşümü de yakından takip ettim. Onun bilgiye duyduğu açlık ve kendini geliştirmek için gösterdiği kararlılık karaktere karşı büyük bir hayranlık duymama neden oldu. Ayrıca roman da toplumda kabul görmek için verdiğin mücadele de dikkatimi çekti. Başlangıçta dışlanıp küçümsenen biriyken zamanla insanların takdir ettiği birine dönüşmesi, toplumun insanları çoğu zaman başarılarına göre değerlendirdiğini düşündürdü. Jack London'ın karakterin duygularını ve düşüncelerini ayrıntılı bir şekilde ele alması sayesinde Martin'in yaşadığı umutları hayal kırıklıklarını hissettim. Tek solukta okuduğum romanlardan biriydi. Farklı duygular yaşamak ve düşündürücü bir roman okumak isteyenlere tavsiye ederim..
“İnsan en çok ne zaman değişir? Korktuğunda mı, yalnız kaldığında mı, yoksa hayatta kalmak zorunda olduğunda mı?”
Ruth Ware’in Mükemmel Çift kitabı bana bu soruyu sık sık düşündürdü. İlk sayfalarda sıradan bir yarışma hikâyesi gibi görünen olaylar, ilerledikçe psikolojik bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Karakterlerin açlık, korku ve çaresizlik karşısında verdikleri kararlar, kitabın en güçlü yanlarından biri.
Yazarın gerilimi adım adım yükseltmesi ve sürekli bir şüphe atmosferi oluşturması kitabı sürükleyici kılıyor. Her bölümün sonunda “bir sayfa daha” diyerek okumaya devam ettim.
Bazı karakterlerle bağ kurmakta zorlandım ancak kitabın atmosferi ve merak duygusu bunu büyük ölçüde telafi etti. Gerilim ve gizem sevenlerin keyifle okuyabileceği, son sayfasına kadar temposunu koruyan bir roman.
️ 4/5
Kafka, sanırım kısacık eserlerle en etkili hikayeleri yazan nadir yazarlardan biri. Bu hikayesinde anlattığı açlık sanatçısının bir sirkte aç kalarak sanatını icra edişini anlatıyor.
Açlık SanatçısıFranz Kafka · Altıkırkbeş Basın Yayın · 20007,5bin okunma