NAİM BABÜROĞLU / KURTULUŞA GİDEN YOL Herkese merhabalar, bugün sizlere Naim Babüroğlu'nun kaleminden çıkan "Kurtuluşa Giden Yol" kitabıyla geldim. Önce bir çocuğun merakıyla başlayan bu yolculuk, sayfalar ilerledikçe bir milletin yeniden doğuş destanına dönüşüyor. Kurtuluşa Giden Yol, yalnızca geçmişi anlatan bir kitap değil; vatan uğruna verilen mücadelenin, inancın ve fedakârlığın yüreklerde yeniden canlanmasını sağlayan güçlü bir eser. Ülkü'nün eline geçen eski notlarla başlayan hikâye, bizi yıllar öncesine Anadolu'nun en karanlık günlerine götürüyor. İşgal altındaki topraklarda umudunu kaybetmeyen insanların direnişine, yokluk içinde verilen büyük savaşlara ve bir milletin küllerinden yeniden doğuşuna tanıklık ediyoruz. Her sayfada, bağımsızlık ateşini yakan Mustafa Kemal'in kararlılığı ve halkın sarsılmaz iradesi hissediliyor. Kitap, çocukların anlayabileceği sade bir dille yazılmış olsa da anlattığı mücadele son derece büyük ve etkileyici. Açlıkla, yoklukla ve imkânsızlıklarla sınanan insanların vatan sevgisi karşısında hayranlık duymamak mümkün değil. Ülkü'nün geçmişi keşfederken yaşadığı şaşkınlık ve hayranlık, okura da geçiyor ve tarihe bambaşka bir gözle bakmasını sağlıyor. Kurtuluşa Giden Yol, yalnızca bir tarih hikâyesi değil; cesaretin, umudun ve bağımsızlık uğruna verilen destansı mücadelenin çocuk yüreklerinde yeniden hayat bulduğu anlamlı bir eser. Okurken bir milletin nasıl ayağa kalktığını hissediyor, bugün sahip olduğumuz özgürlüğün hangi fedakârlıklarla kazanıldığını bir kez daha anlıyoruz. Bu yönüyle kitap, geçmişten geleceğe uzanan güçlü bir saygı duruşu niteliğinde. ALINTILAR "Çocuklar mutlu olursa ülke aydınlanır. Çocuklar güçlü olursa devlette güçlü olur." "Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar." "Geldikleri gibi
Eğer sadakat yalnızca toprağa olsaydı, Allah Resûlü ﷺ Mekke'yi terk etmezdi. Çünkü Mekke onun doğduğu, büyüdüğü, hatıralarının ve sevdiklerinin bulunduğu yerdi. Fakat hakka bağlılık, vatan sevgisinin önüne geçtiğinde, Allah'ın rızasını tercih etti ve en sevdiği toprakları Allah yolunda geride bıraktı. Eğer sadakat kabileye olsaydı, kendi kavmine karşı durmaz, onların inkârına ve eziyetine sabrederdi. Fakat o biliyordu ki hak, soy ve kabile ile ölçülemez; iman ve takva ile ölçülür. Eğer sadakat yalnızca akrabalık bağlarına olsaydı, Ebû Leheb ve eşi hakkında ilahî kınama inmezdi. Allah katında üstünlük, kan bağıyla değil imanladır. İşte akide budur... İnsanları ırk, renk ve dilleriyle değil, imanla birleştiren en sağlam bağdır. Müminleri tek bir ümmet yapan, kalpleri aynı hakikatte buluşturan ilahî hakikattir. Bugün bunun en çarpıcı örneklerinden birini Gazze'de görüyoruz. Evleri yıkılan, açlıkla ve kuşatmayla sınanan, sevdiklerini kaybeden insanlar; bütün bu ağır imtihanlara rağmen imanlarından ve izzetlerinden vazgeçmemektedir. Bu direniş, bize akidenin yalnızca sözle ifade edilen bir inanç değil, gerektiğinde uğruna her şeyin feda edildiği bir hakikat olduğunu göstermektedir. Gazze bize şunu yeniden hatırlatmaktadır: İnsan her şeyini kaybedebilir; evini, malını, hatta sevdiklerini… fakat imanını ve izzetini kaybetmeyi kabul etmez. Çünkü mümin bilir ki Allah'ın rızası, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Vatan sevilir, aileye değer verilir, insan kendi milletine ve köklerine bağlı olur. Ancak bunların hiçbiri imanın ve hakikatin önüne geçirilemez. Hak ile menfaat çatıştığında, mümin tercihini Allah'tan yana yapar. Çünkü toprak kaybedilebilir, servet yok olabilir, nesiller dağılabilir; fakat samimi iman bâkî kalır. İnsan Rabbine onunla kavuşur ve onunla
İslâm Dini
Reklam
İslâm dünyasının hazin halinin de özeti:RAŞİD GANNUŞİ
84 yaşındaki Raşid Gannuşi’nin açlık grevi: İslâm dünyasının hazin halinin de özeti  Bugün 84 yaşındaki Gannuşi’nin bedeni zayıflıyor ama düşünceleri hâlâ güçlü: “İslam, insanı özgürleştirmek için geldi. Diktatörlük, İslam’ın en büyük düşmanıdır.” Bu sözü, yıllar önce söylediğinde kimse bunun bir gün kendi hayatını özetleyeceğini tahmin etmiyordu. Şimdi o sözüyle yaşıyor, o söz uğruna özgürlüğünün gaspına açlıkla direniyor. Dün onun süresiz açlık grevine başladığını okuduğum anda içim burkuldu. Gerçekten büyük bir trajediydi yaşadığı. Sadece onun bireysel trajedisi de değil aslında… Raşid Gannuşi adını yaklaşık otuz yıl önce ilk kez duyduğumda merak etmiş, Londra’da birkaç defa ziyaret ederek sohbetine katılma imkânı bulmuştum. Genç yaşlarımdan itibaren Cotabato kasabasından Tanca’ya uzanan geniş bir coğrafyada İslam dünyasının farklı bölgelerini görme fırsatım oldu. Bu yolculuklarda beni en çok etkileyenler, tıpkı Gannuşi gibi adalet ve özgürlüğü fikrî derinlikle birleştiren maalesef sayıları çok az olan Müslüman önderlerdi. “Çok az” diyorum; çünkü tanıma fırsatı bulduklarımın çoğu tepkiseldi; adalet ve hürriyet bilinçleri zayıf, İslam düşüncesinin evrenselliğinden ve bir o kadar da dünyanın gidişatından kopuklardı. Filipinler’in Mindanao adasından Orta Asya’ya, Fas ve Moritanya’ya kadar aynı tabloyla fazlasıyla karşılaştım. O dönemde Müslüman hareketlerin entelektüel önderleriyle tanışmak, yaşadığım Almanya’dan geniş ve bir o kadar da bitkin düşmüş İslam dünyasına bakınca, benim için aynı zamanda bir ümit arayışıydı. Ve o ümit arayışı içinde Nahda hareketinin lideri, Tunuslu düşünce ve mücadele adamı dikkatimi çekiyordu. Sonrasında yazdığı metinleri takip etmeye çalıştım. Elbette sürgünde yaşadığı batıda önceki düşüncelerini gözden geçirmiş, kendisini
Alıntı
“İnsanlar, (sadece) ‘İman ettik’ diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.” (29/Ankebut, 2-3) Bu, şu anlama gelmektedir: ‘Ben iman ettim’ diyen her insan mutlaka ama mutlaka imtihan olmak zorundadır. Bu insanla ve onun iradesiyle alakalı bir durum değil, Allah’ın kevni iradesiyle olan bir şeydir. Kişinin bundan kaçması, ecelinden ve rızkından kaçmasının mümkün olmadığı gibi, mümkün değildir. Her dönemde iman ehlinin maruz kaldığı imtihanlar farklılık arz eder. Bunu anlamak için tevhid imamlarının kıssalarına bakılabilir. Kur’an her kıssada farklı bir imtihanı öne çıkarır. Kimisi azlıkla, kimi dışlanmayla, kimisi toplumda fuhşiyatın yayılması, kimi aile bireylerinin dahi iman etmemesiyle, kimi hastalık, kimi etbaının vefasızlığıyla, kimi ateşle, kimi de zindan, boykot ve açlıkla… İçinde yaşadığımız dönemde bir çok imtihanla karşılaşsak da; dünya Müslümanlarının genel ahvaline baktığımızda en öne çıkanın zindan olduğunu görüyoruz. Öyleyse her Müslümanın asrımızın bela ve imtihan duraklarından olan zindana düşmesi an meselesidir. Kişinin bu bilinçte olması zindanın en tehlikeli afetlerinden olan; başkalarını suçlama, yanlış muhasebe ve mücadele; menhecini değiştirmekten insanı korur. Allah’ın takdiri başa geldikten sonra sebepler üzerinde yoğunlaşmak, esbap perdesi altında kadere itiraz etmektir. Bu akidevi maraz açık olmadığından, bir çok insan farkına varmadan bu yanlışa düşer. Sebepler, tedbirler, eksikler… Bunlar, Allah’ın takdir ettiği sonuç başa gelmeden üzerinde düşünülmesi gereken şeylerdir. Takdir olunan başa geldi mi kulluk; teslimiyet, rıza ve tevekkül olur. Bu bilinmediğinde kişiler asıl olanın, Allah’ın takdiri değil de kendi
Ne kadar hayvan öldürüldü bu gün, gerçekten açlıkla mücadele edenlere mi verildi hepsi? Vicdan sadece empati kurduğunuzda devreye giriyor herhalde amaca yönelik olunca vicdanın ne kadar önemsiz olduğunu farkediyor insan.
24.05.2026
Selamün Aleyküm.. YA RABBEL ALEMİN (c.c) Ey âlemlerin Rabbi (c.c) Ey arşın Rabbi (c.c) Ey göklerin, yerlerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbi(c.c) Ey doğuların ve batıların Rabbi (c.c) Ey tüm mahlukatın ve insanlığın Rabbi (c.c) Ey bizim Rabbimiz (c.c) Hamdimiz Sana mahsustur. Seni tesbih eder, Seni tekbir eder, Seni tazim ederiz. Sadece Sana kulluk eder sadece Senden yardım dileriz . Ve sadece Sana secde ederiz. Çok şükür uyandırdın bizi, yeniden hayat verdin bizlere. Bu günümüzü hayırlı eyle. bereketiyle ruhumuzu neşelendir. Daraldığımız hususlarda bizi feraha çıkar. Bedenimize sıhhat ver. Aklını vahiy olan Kur’an ile aydınlatanlardan eyle. Kalbimizi iman ile nurlandır. Sen gönüllerde yatanı bilensin. Kalplerimizi şirk pisliğinden temizle. Sahih iman ehlinden eyle. Biraz inanıp biraz inanmayanlara benzemekten bizi muhafaza eyle. Yüce kitabına bütünüyle inananlardan eyle. Allah’ım (c.c) kendilerine hayır murad ettiklerinden eyle bizi. Sen çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicisin. Bize merhamet et. Gözetleyen ve müminlere dost olan Sensin.
Reklam
Reklam