Hikaye ve romanlarında insanı ruhsal ve duygusal betimlemeler ile anlatan edebiyatımızın özgün kalemi Sabahattin Ali'den Anadolu insanına dair hikayeler ve bir adet tiyatro oyunu içeren güzel bir eser.
Yazarın kaleme aldığı hikayeler yaşadığı ve duyduğunu varsaydığımız konuları ele almakta;kiminde yoksulluk,kimisinde adeletsizlik kimisinde de çaresizlik temalı konular ama çoğunlukla Anadolu coğrafyasına ait temalar yazarın insan hallerine yönelik muhteşem betimlemesi ile hikayeleşmiş.
"Mektep kitaplarındaki haritalarda bir insan eli kadar küçük görünen Anadolu,çeşit çeşit birbirine benzemez insanlarla doludur" diye hikayeye giriş yapar ve bu küçük coğrafyanın benzersiz insanının ruhsal portresini anlatır.
"Genç adamın bütün yeisi,bütün inkisarı,bütün kırılan ümitleri bu ufak ayak hareketlerinde kendini gösteriyordu..." şeklinde bir insanın beden dilini okuyarak duygusal çıkarımda bulunması onun gözlem ve anlatım gücünün kendine has ve ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor bu ve benzeri hikayelerinde.
Çoğu öyküde insanı en derin halleriyle anlatan bir ruhsal portre sunan ve aynı zamanda duygusal hikayeleride konu alan bir kitap.Herkese iyi okumalar.
Kadınların hem doğa hem de insan toplulukları tarafından daha fazla acı çekmeye mahkum edilişini anlamıyordu. Büyük bir haksızlık vardı bu konuda, evrensel bir adeletsizlik, doğanın kendisinde. Toplumsal eşitsizliğin ötesinde, doğa da böyle kurgulanmıştı sanki, acı bir oyun gibi, her sahnesi işkence, her perdesi kan. Bebeği karnında taşımak, bulantılar, ağrılar, doğum sırasında atlatılan tehlikeler, sancılar; sonra emzirme, besleme, her ay katlanılan aybaşı ağrıları; ömür boyu ev işi yapma zorunluluğu; genellikle kadınlardan üstün olduğuna inandırılarak büyüyen bir erkeğe katlanma, hatta ona kendini çok zeki hissettirme görevi; çapkınlığın erkekte marifet, kadında ahlaksızlık sayılması; tek tanrılı dinlerin kadın düşmanlığı...
Sistem herkeze eşit işler.Herkez bolluktan faydalanır.Sistem içinde adeletsizlik yoktur ama sen ne kadar kendini biliyor ve o yasalardan faydalanabiliyorsan o kadar alabilirsin.
Benim ne haddime bir başyapıt olan bu Rus klasiğine inceleme yazısı yazmak diye düşünürken bana yaşattığı o ruh hallerini, düşünceleri ifade etmezsem olmaz deyip iki kelime yazmak istedim.. Çünkü 183 yıl sonra bile sahip olup da korumak zorunda kaldığımız her şeyi sorgulamamıza neden oluyor hikaye.. bence... Nasıl mı? Tabii herkes kendince palto'ya bir anlam yükleyebilir ama benim için Akakiy Akakiyeviç'in omuzlarından çekip alınan paltosu değildir.. Hayata, yaşamaya olan inancı ve yaşama sevincidir. Adeta yoksulluğun bir portresi olan silik bir katibin sıradan bir ihtiyacı için duyduğu arzu, daha iyi bir paltoya sahip olma sürecinde yaşadığı o heyecanlı bekleyiş, hayal kurması, paltoyu giydiğindeki mutluluk ve çaldırdığındaki perişanlık çok iyi aktarılmıştı.. Dönem Çarlık Rusya'sının sosyal sınıf baskısını, bürokrasisinin ağırlığını, yetkililerin ihmalkarlığını, suç ve yolsuzlukları sanki ben yaşamışım gibi hissettim.. Öyküde bir karamsarlık, adeletsizlik, yalnızlık, çaresizlik, söz konusu. Hatta halkın yaşadığı sıkıntıların sona ermesine dair öyle bir çarerisizlik var ki öç alma ancak fantastik bir kurgu yardımıyla oluyor...
Bir yerde okumuştum.. alıntıdır... "Rus klasiklerini okurken fark ettim de aslında çoğumuz Rus roman karakteri gibi yaşıyoruz. Yoksul, mutsuz ve hasta. Üstelik palto alabilmek için aylarca çalışmamız gerekiyor."
Yaşama sevinciyle dolu günler dileğiyle... Ve son söz ..
"Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun."
Sabahattin Ali
PaltoNikolay Gogol · Karbon Kitaplar · 201946,1bin okunma