A.Rahman D.

A.Rahman D.
@ademirel1
Fotoğrafçı
Türk Dili ve Edebiyatı
Ankara
21 okur puanı
Ocak 2019 tarihinde katıldı
Değirmen, “Bir Toplum Eleştirisi"
Puan vermedi·140 syf.··
2020 1. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2020 00:52
Edebiyat dünyasına ilk olarak yazdığı şiirlerle giren Sabahattin Ali, şair kimliğinden çok edebiyatımızda öykücü kimliğiyle ön plana çıkar. Ali’nin ilk öykü kitabı olan “Değirmen (1935)”, “Dağlar ve Rüzgar (1934)” adlı şiir kitabından sonra yayımlanmış ikinci kitabıdır. Kitap, 20 yaş öyküleri olan acemilik dönemi ve 1930 sonrasında kaleme aldığı ustalık dönemi öykülerinden oluşmaktadır. Sabahattin Ali’nin eserlerine baktığımızda öykü yazımında kat ettiği aşama açıkça görülmektedir. 1930’lu yıllara kadar geldiği dönemde yazdığı hikayeler bireysel ve romantik bir karakter taşırken öykülerindeki gerçekçilik Sabahattin Ali’nin 1930’larda Anadolu’ya yönelişiyle başlar. Bu yönelişle öyküleri; romantizmden realizme, bireysel gerçekçilikten toplumsal gerçekçiliğe doğru bir ivme kazanır. Toplumsal konulardaki ilk gerçekçi öykülerini 1930 yılında, Nazım Hikmet’in de kadrosunda bulunduğu Resimli Ay dergisinde yayımlanmaya başlayan Sabahattin Ali, böylelikle edebiyat cephesindeki tarafını da belli etmiş olur. İlk Dönem (Romantik) Öyküleri Henüz toplumsal ve gerçekçi bir eğilimde olmayan bu hikayelerde dil, nispeten sadedir; anlatım ise şairane ve süslüdür. Değirmen (1929), Kurtarılamayan Şaheser (1929), Viyolonsel (1928), Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi (1929), Bir Cinayetin Sebebi (1927), Bir Siyah Fanila İçin (1927). Ustalık Dönemi (Toplumsal Gerçekçi) Öyküleri Bir Delikanlının Hikayesi (1930), Bir Gemici Hikayesi (1930), Bir Orman Hikayesi (1930), Kazlar (1933), Bir Firar (1933), Kanal (1934), Candarma Bekir (1934), Sarhoş (1933) ve Komik-i Şehir (1928) adlı öykülerde hayalden gerçeğe, kişiselden toplumsala, olağanüstünden olağana doğru bir kayış görülür. Kırlangıç (1933) ise ustalık dönemi romantik bir öyküdür. Sabahattin Ali’nin Değirmen’de kaleme aldığı öykülerin
Edebiyat
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,9bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Çocukluğa Duyulan Özlemin Şiirleri
8/10
·42 syf.··
2019 12. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2019 01:05
Türk hikâyeciliğine yenilikler katan, hikâyelerinde şiirsel üsluptan vazgeçmeyen Sait Faik Abasıyanık, çağdaş hikâyeciliğin en başarılı örneklerini sunan kişidir. “Şimdi Sevişme Vakti”ndeki şiirlerinde doğayı ve insanları basit ancak samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi anlattığı hikâyelerinin izlerini görmek mümkün veya tam aksi de olabilir, artık hangilerini daha önce yazdıysa. Eserdeki şiirleri dış mekân şiirleri olarak adlandırıyorum, çünkü genelinde meydanlar, sokaklar, iskeleler, pazar yerleri, kahvehaneler, fırınlar, ormanlar, metruk havuzlar, mesut sahiller, mavi denizler var. Vakitse: “Bazı akşamüstleri, oturur / Hikâyeler yazardım, / Deli gibi!”de dediği gibi akşamüstü ve yazdır. Esere bütüncül bir bakış açısıyla baktığımızda ise benim en çok dikkatimi çeken şey, kitapta yer alan on sekiz şiirin sekizinde çocuklar, çocukluk veya bu döneme duyulan özlemin olması. Kitabın ilk şiiri, kitaba da ismini veren “Şimdi Sevişme Vakti” adlı şiirde güzel elleriyle kokmuş manifaturacının ayağına fırça sallayan boyacı çocuk var mesela. Şair, çocuğu manifaturacının dört yüz bin lirasına asla değişmeyeceğini dile getiriyor, sonra bu boyacı çocuğun oğlu; Karacaoğlan’dan, Orhan Veli’den, Yunus’tan şiirler okusun istiyor. İnsanlar işten çıkarken tramvaylardan güzel yüzüyle gülümseyen bir çocuk, Sicilya ormanlarındaki çerden çöpten kulübede mısır ekmeği yiyen bir çocuk, sokakta diz boyu kar varken “Ayakları avucumda” dediği çıplak başka bir çocuk; çayır içinde gülüşen yırtık mintanlı çocuklar, altın kayalara soyunmuş sıska çocuklar ve beraber aynı yaz rüyasını gördüğü çocuklar var Sait Faik'in şiirlerinde. Altın akşamlarına sarı çocukların tırmandığı: “Hudutsuz ve çitsiz / Perisiz ve cinsiz / Kümesiz ve evsiz / Hâsılı numarasız / Bir memlekete
Şiir
Şimdi Sevişme VaktiSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20203,880 okunma
AYLAN DEĞİL ALAN
7/10
·48 syf.··
2019 7. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2019 13:11
Görselin ne kadar etki yaratabileceğinin ve zihinlerimize kazınabileceğinin en iyi örneklerinden bir karedir; koyu renk şortu, kırmızı tişört ve ayakkabılarıyla yüzüstü uzanan üç yaşındaki bir erkek çocuğunun fotoğrafı. 2 Eylül 2015'te Bodrum ilçesinden Yunanistan'ın İstanköy adasına şişme botla geçmeye çalışırken annesi ve kardeşi ile birlikte boğularak hayatını kaybeden Suriyeli Kürt çocuğu Alan Kurdi ya da Türkiye’de bilinen adıyla Aylan Kurdi’nin fotoğrafı. Türk muhabir ve fotoğrafçı Nilüfer Demir’in çektiği minik Alan’ın fotoğrafları, 2 Eylül'de dünya çapında birçok ajansın ve gazetenin manşetlerinde yer vermesi dünyanın özellikle Avrupa kamuoyunun sığınmacı krizine yaklaşımını etkiledi. Bu açıdan önemli bir fotoğraftı. O fotoğraf, Suriye’deki iç savaşla birlikte başlayan dünya tarihinin en acı, zor ve büyük göç dalgasının sesi olmuştu. TIME dergisi de ABD’de yayımlanan bir sayısında, "Sınırları açan fotoğraf" başlığıyla sunulan "Alan Kurdi" fotoğrafını "tüm zamanların en etkili 15 fotoğrafı" arasına aldı. Khaled Hosseini, Suriyeli Mülteci Alan’ın hikâyesinden esinlenerek yazdığı Deniz Duası görselin gücüyle mülteci sorununa yeni bir bakış getirmiş ve bunu bir borç olarak bilmiş. Çünkü kitapları dünya çapında 38 milyon kopya satmış olan Hosseini de, bir zamanlar ABD’de 15 yaşında İngilizce konuşan küçük bir mülteciydi. “Deniz Duası” Suriye’deki savaşı, Alan Kurdi ve ailesi gibi zulümden kaçmak için umuda yolculuk ederken boğulan binlerce mülteciyi hatırlatması açısından çok önemli. Okurken çok zamanımız almayacak ama zihnimizi çok meşgul edecek, eminim. Not: Alan Kurdi’nin adı Türkçede ilk rapor edildiğinde uluslararası ve ulusal haberlerde Aylan olarak geçti. Ancak baba Abdullah Kurdi, yaptığı bir açıklamada oğlunun adının Alan olduğunu ve medyada “Aylan”
Edebiyat
Deniz DuasıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 20185bin okunma
Yokuş yukarı bir şehrin yokuş aşağı yaşamları
8/10
·112 syf.··
2019 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2019 13:16
Edebiyat, sadece yaşanmış ve bitmiş ya da yaşanılabilecek olaylardan olmasa gerek.  Edebiyat eserlerinin toplumsal hafızamız ve gerçeklikliklerimizle bağını koparması onları sadece eğlence ve oyalanma araçlarından ibaret kılar. Bizi biz eden şahit olduğumuz, yaşadığımız anlar ve mekanlarsa kendi gerçeklerimizi uzaklarda aramamıza ihtiyacımız neden olsun. Yokuş Yukarı İstanbul, “Yarısı Gümüş” ve “Yarısı Köpük” başlıklı iki bölümde bulunan on iki öyküden oluşuyor. Yazar Sibel Öz, eserinde, gittikçe grileşen değişimin kıskacındaki İstanbul’u mekan olarak seçmiş ve burada bedel ödemiş insanların hayatlarından kesitler sunmuş. Öyküler birbirinden bağımsız olsa da kitabın ana karakteri İstanbul’dur aslında. Toplumsal hafızamızda yer edinen güncel olaylar da eserde işlenmiş tabi; Gezi Parkı, Suruç, Ankara gar patlaması, Gayrettepe… Not: Yazının devamı kitaptan özet içermektedir! Pideci Hasan amcanın, Kandilli’de Hakkı beyin, otoban kenarında arabaların motor, egzoz, korna seslerinden sıyrılıp bir söğüdün gölgesinde kendi küçük dünyasını kurmak isteyen Halil ustanın İstanbul’u var kitaptaki öykülerde. Kerime ve Leman teyzelerin buz gibi gönüllerine düşen Cemre’nin,  hayatın balkonların ötesinde, dışarda, sokakta olduğunu hatırlatan sevgi dolu kalbi var. Heyula gibi yükselen gökdelenlerin, TOKİ binalarının ve kentsel dönüşümün pençesindeki 1 Mayıs, Fikirtepe, Tarlabaşı, Armutlu ve isim bile verilmemiş numaralardan ibaret sokaklarıyla Gülsuyu gibi gecekondu mahallelerinin ayakta durma çabası çıkıyor önümüze. Sırt çantasında küçükken sahip olduğu tek oyuncağını ihtiyacı olan başka bir çocuğa götürmek isterken Suruç’ta ölen Koray’ın ve iki buçuk yaşında işkenceye maruz kalan bir bebeği ve annesini bağırlarına basan mahkum kadınların hüznü duruyor. Daha dün gibi yaşanan bir
Edebiyat
Yokuş Yukarı İstanbulSibel Öz · Nota Bene Yayınları · 201519 okunma
Kara Oklar Çetesi
7/10
·296 syf.··
2019 2. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2019 01:50
Bir arkadaşımla kitabın yayınevine gerçekleştirdiğimiz ziyaretin sonunda kitabı hediye etmişlerdi. Ne zamandır duruyordu kitaplığımda ve nihayet kitabı okuma fırsatım oldu. Öncelikle kitap, akıcı ve yazıldığı kitle ve yaş grubuna uygun diyebilirim. Akıcılık ve sadelik çok ince bir çizgi olduğu için, yazılı türlerde dozunun iyi ayarlanması lazımdır. Kitapta bunu sağlamak adına yaratıcılıktan taviz verilmiş. Kitabı okumadan önce Kara Oklar Çetesi adından yola çıkarak kafamda kurguladığım karakter ve içerik ile kitabın içeriği biraz hayal ettiğim gibi olmadı. Maceracılarımızın çete isminin neden Kara Oklar Çetesi olması gerektiği konusunda yazar çok detaya girmemiş olması bir eksiklik. Yazarın gerçek kişi ve tarihi olaylardan yola çıkarak bir kurgu oluşturması güzel olmuş ama maceradaki olayların uyumu konusunda gösterdiği çaba biraz hikâyenin samimiyetinden uzaklaştırdı beni açıkçası. Anlatıcının hikâyeye müdahil olduğu bölümlerin de çok gerekli olduğunu sanmıyorum. Yazar anlatıcı olmanın altından kalkmamış, bu kısımlar eğrelti durmuş gibi. Kitabın sevdiğim tarafı ise Osman Hamdi Bey’in hayatı ve diğer tarihi olay, kişi ve yerlere dair olan kesitler. Kitap Osman Hamdi ve ünlü tablosu Kaplumbağa Terbiyecisi hakkında merak yarattı. Kitapla beraber tablo hakkında daha çok araştırma yapabildim. Yazarla Sohbet kısmında İzgören’in dil tercihleri kısmına yaptığı yoruma da katılmadığımı ifade etmek isterim. Sanki 60-70 yıl önce dilimizde hiç yabancı sözcük yokmuş gibi eserleri anlayamamanın nedenini yabancı kelimelere bağlaması hiç rasyonel olamamış. Mutlaka okunması gerekir mi? Eğer listenizde okunması gereken başka kitap yoksa ve yeterli boş zamanınız varsa elbette.
Edebiyat
Kara Oklar Çetesi - Büyük MaceraAhmet Şerif İzgören · Elma Çocuk · 2012688 okunma